أَدْعُوكَ بِاسْمِكَ الَّذِي تُحِبُّ، لِأَقُولَ لَكَ:
لَا وَلَكَ سُبْحَانَكَ، بِأَنَّنِي أَحْتَاجُ مَعُونَتَكَ، وَقُدْرَتَكَ لِأُكْمِلَ، وَفَضْلَكَ لِتَهَبَنِي عَطَايَاكَ.
قَدْ سُدَّتِ الأَبْوَابُ وَجِئْتُ أَرْجُو بَابَكَ، وَانْغَلَقَتِ الْمَفَاتِيحُ وَجِئْتُ أَجْهَدُ فَتْحَهَا، وَتَعَقَّدَتِ الأُمُورُ وَجِئْتُ أَسْأَلُكَ فَرَجَهَا وَحُسْنَ تَدْبِيرِكَ.
أَعْجَزَتْنِي الْجِبَالُ وَلَا يَعْجِزُكَ شَيْءٌ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ، فَأَسْأَلُكَ خَيْرَاتِكَ وَمَشِيئَتَكَ.
وَأَرْجُو أَنْ تُرَافِقَنِي فِي الطَّرِيقِ.
لَا أَمْلِكُ الآنَ غَيْرَ التَّوَجُّهِ إِلَيْكَ، وَلَا أَفْتَقِرُ لِغَيْرِ رَحْمَتِكَ.
بِحَمْدِكَ، بِأَنَّكَ تَنْظُرُ لِي نَظْرَةً تَرْضَانِي، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ.
آتِيكَ فَقِيرًا أَغْنِنِي بِكَ، وَأَنْتَ غَنِيٌّ عَنِّي، لَا تُبْعِدَنِي عَنْ بَابِكَ.
إِذَنْ لِصَوْتِي أَنْ يَبْلُغَ سَمَاءَ الْمُنْقَطِعِينَ إِلَيْكَ، وَلَا تُبْعِدَنِي.
لَا وَلَكَ سُبْحَانَكَ، بِأَنَّنِي أَحْتَاجُ مَعُونَتَكَ، وَقُدْرَتَكَ لِأُكْمِلَ، وَفَضْلَكَ لِتَهَبَنِي عَطَايَاكَ.
قَدْ سُدَّتِ الأَبْوَابُ وَجِئْتُ أَرْجُو بَابَكَ، وَانْغَلَقَتِ الْمَفَاتِيحُ وَجِئْتُ أَجْهَدُ فَتْحَهَا، وَتَعَقَّدَتِ الأُمُورُ وَجِئْتُ أَسْأَلُكَ فَرَجَهَا وَحُسْنَ تَدْبِيرِكَ.
أَعْجَزَتْنِي الْجِبَالُ وَلَا يَعْجِزُكَ شَيْءٌ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ، فَأَسْأَلُكَ خَيْرَاتِكَ وَمَشِيئَتَكَ.
وَأَرْجُو أَنْ تُرَافِقَنِي فِي الطَّرِيقِ.
لَا أَمْلِكُ الآنَ غَيْرَ التَّوَجُّهِ إِلَيْكَ، وَلَا أَفْتَقِرُ لِغَيْرِ رَحْمَتِكَ.
بِحَمْدِكَ، بِأَنَّكَ تَنْظُرُ لِي نَظْرَةً تَرْضَانِي، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ.
آتِيكَ فَقِيرًا أَغْنِنِي بِكَ، وَأَنْتَ غَنِيٌّ عَنِّي، لَا تُبْعِدَنِي عَنْ بَابِكَ.
إِذَنْ لِصَوْتِي أَنْ يَبْلُغَ سَمَاءَ الْمُنْقَطِعِينَ إِلَيْكَ، وَلَا تُبْعِدَنِي.
Ed’ûke bismike’l-lezî tuhıbbu, li’ekûle leke:
Lâ ve leke subhâneke, bi’ennenî ahtâcu me’ûneteke, ve kudreteke li’ukmile, ve fadleke li’tehebenî atâyâke.
Kad suddeti’l-ebvâbu ve ci’tu ercû bâbeke, v’engalakati’l-mefâtîhu ve ci’tu echedu fethahâ, ve te’akkadeti’l-umûru ve ci’tu es’eluke feracehâ ve husne tedbîrike.
A’cezetni’l-cibâlu ve lâ ya’cizuke şey’un fi’s-semâvâti ve’l-ard, fe’es’eluke hayrâtike ve meşî’eteke.
Ve ercû en turâfikanî fi’t-tarîk.
Lâ emliku’l-âne gayra’t-teveccuhi ileyke, ve lâ eftakiru li gayri rahmetike.
Bihamdike, bi’enneke tanzuru lî nazraten tardânî, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
Âtîke fakîran ağninî bike, ve ente ğaniyyun annî, lâ tub’idenî an bâbike.
İzen li savtî en yebluğa semâ’e’l-munkatı’îne ileyke, ve lâ tub’idenî.
Lâ ve leke subhâneke, bi’ennenî ahtâcu me’ûneteke, ve kudreteke li’ukmile, ve fadleke li’tehebenî atâyâke.
Kad suddeti’l-ebvâbu ve ci’tu ercû bâbeke, v’engalakati’l-mefâtîhu ve ci’tu echedu fethahâ, ve te’akkadeti’l-umûru ve ci’tu es’eluke feracehâ ve husne tedbîrike.
A’cezetni’l-cibâlu ve lâ ya’cizuke şey’un fi’s-semâvâti ve’l-ard, fe’es’eluke hayrâtike ve meşî’eteke.
Ve ercû en turâfikanî fi’t-tarîk.
Lâ emliku’l-âne gayra’t-teveccuhi ileyke, ve lâ eftakiru li gayri rahmetike.
Bihamdike, bi’enneke tanzuru lî nazraten tardânî, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
Âtîke fakîran ağninî bike, ve ente ğaniyyun annî, lâ tub’idenî an bâbike.
İzen li savtî en yebluğa semâ’e’l-munkatı’îne ileyke, ve lâ tub’idenî.
Sana, sevdiğin isminle niyaz ediyorum ki, sana arz edeyim:
Sübhansın Sen, ey Rabbim! Zira ben senin yardımına muhtacım; işlerimi tamamlamak için kudretine, lütuflarını bana bahşetmen için de fazlına ihtiyacım var.
Tüm kapılar yüzüme kapandı da ben senin kapına geldim, ümidim sensin. Anahtarlar işlevsiz kaldı da ben onları açmaya gayret ettim. İşler düğümlendi de ben senden onların ferahlığını ve güzel tedbirini niyaz ettim.
Dağlar bile beni aciz bıraktı; oysa göklerde ve yerde hiçbir şey seni aciz bırakamaz. Öyleyse senden hayırlarını ve iradeni istiyorum.
Ve yolda bana yoldaş olmanı niyaz ediyorum.
Şu an sana yönelmekten başka hiçbir şeye malik değilim; senin rahmetinden başka da hiçbir şeye muhtaç değilim.
Sana hamd olsun ki, bana razı olacağın bir nazarla bakarsın. Zira güç ve kuvvet ancak Allah’tandır.
Sana fakir bir kul olarak geldim; beni kendi lütfunla zengin kıl. Sen benden müstağnisin, ne olur beni kapından uzaklaştırma.
Öyleyse sesimin, sana yönelip her şeyden kesilenlerin semasına ulaşmasına izin ver ve beni kapından uzaklaştırma.
Sübhansın Sen, ey Rabbim! Zira ben senin yardımına muhtacım; işlerimi tamamlamak için kudretine, lütuflarını bana bahşetmen için de fazlına ihtiyacım var.
Tüm kapılar yüzüme kapandı da ben senin kapına geldim, ümidim sensin. Anahtarlar işlevsiz kaldı da ben onları açmaya gayret ettim. İşler düğümlendi de ben senden onların ferahlığını ve güzel tedbirini niyaz ettim.
Dağlar bile beni aciz bıraktı; oysa göklerde ve yerde hiçbir şey seni aciz bırakamaz. Öyleyse senden hayırlarını ve iradeni istiyorum.
Ve yolda bana yoldaş olmanı niyaz ediyorum.
Şu an sana yönelmekten başka hiçbir şeye malik değilim; senin rahmetinden başka da hiçbir şeye muhtaç değilim.
Sana hamd olsun ki, bana razı olacağın bir nazarla bakarsın. Zira güç ve kuvvet ancak Allah’tandır.
Sana fakir bir kul olarak geldim; beni kendi lütfunla zengin kıl. Sen benden müstağnisin, ne olur beni kapından uzaklaştırma.
Öyleyse sesimin, sana yönelip her şeyden kesilenlerin semasına ulaşmasına izin ver ve beni kapından uzaklaştırma.
Kaynak: Münacât (Kapılar kapandığında Allah’a sığınma)