Sübhâneke Ente’s-Sâhib – Sen Ne Güzel Yol Arkadaşısın

سُبْحَانَكَ أَنْتَ الصَّاحِبُ
أَنْتَ أَنِيسٌ مَنْ لَا أَنِيسَ لَهُ، وَلَوْلَا صُحْبَتُكَ وَمَعِيَّتُكَ ضِعْنَا؛
كَاشِفُ الْهَمِّ وَالْبَلْوَى، وَإِلَيْكَ تُرْفَعُ الشَّكْوَى؛
إِنْ كُنْتَ مَعَنَا فَمَنْ عَلَيْنَا؟ وَإِنْ كُنْتَ عَلَيْنَا فَمَنْ مَعَنَا؟
نِعْمَ الْمُجِيبُ وَنِعْمَ السَّمِيعُ حَتَّى الصَّغَائِرِ الَّتِي يَحْتَقِرُهَا النَّاسُ تَعْلَمُهَا وَتُجِيبُنَا فِيهَا.
وَلَوْلَاكَ مَا ذُقْنَا شَرْبَةَ مَاءٍ، وَلَوْلَاكَ مَا أَكَفَنَا مَا أَطْعَمْنَا.
صَاحِبٌ فِي سَفَرٍ، صَاحِبٌ فِي بَقَاءٍ، صَاحِبٌ فِي الدُّنْيَا كُلِّهَا،
وَكُلُّ مَكَانٍ نَذْهَبُ إِلَيْهِ أَوْ نَبْقَى فِيهِ مَهْمَا كَانَ حَوْلَنَا مِنْ نَاسٍ فِي كُلِّ مَكَانٍ،
يَظَلُّ هُنَاكَ رُكْنٌ آمِنٌ هَادِئٌ مَلِيءٌ بِالأُنْسِ وَهُوَ صُحْبَتُكَ.
يَا رَبِّ، نَلْجَأُ إِلَيْكَ وَنَلُوذُ بِكَ وَنَأْنَسُ بِكَ؛ نِعْمَ الْبَرُّ رَبُّنَا!
Sübhâneke Ente’s-Sâhibu
Ente Enîsun men lâ enîse lehu, ve levlâ suhbetuke ve me’iyyetuke dı’nâ;
Kâşifu’l-hemmi ve’l-belvâ, ve ileyke turfe’u’ş-şekvâ;
İn künte me’anâ fe men ‘aleynâ? Ve in künte ‘aleynâ fe men me’anâ?
Ni’me’l-Mücîbu ve ni’me’s-Semî’u hattâ’s-sağâ’iri’lletî yahtekıruhâ’n-nâsu ta’lemühâ ve tücîbunâ fîhâ.
Ve levlâke mâ zuqnâ şerbete mâ’in, ve levlâke mâ ekefnâ mâ at’amnâ.
Sâhibun fî seferin, sâhibun fî bekâ’in, sâhibun fi’d-dünyâ küllihâ,
Ve küllü mekânin nezhebu ileyhi ev neqâ fîhi mehmâ kâne havlenâ min nâsin fî külli mekânin,
Yezallu hunâke ruknun âminun hâdi’un melî’un bi’l-ünsi ve huve suhbetuke.
Yâ Rabbi, nelce’u ileyke ve nelûzu bike ve ne’nesu bike; ni’me’l-Berru Rabbunâ!
Noksan sıfatlardan münezzehsin Sen, ey Yâr!
Sen, kimsesi olmayanın yegâne enîsi, tek teselli kaynağısın. Senin dostluğun ve maiyyetin olmasaydı, şüphesiz ki yolumuzu şaşırır, kaybolurduk.
Gam ve belayı gideren, sıkıntıları açan Sensin. Tüm şikâyetler ancak Sana yükseltilir, Sana arz olunur.
Şayet Sen bizimle olursan, kim bize karşı gelebilir? Ve eğer Sen bize karşı olursan, kim bizimle olabilir ki?
Ne güzel icabet edensin, ne güzel işitensin Sen! İnsanların ehemmiyet vermediği, küçümsediği en küçük şeyleri dahi bilir ve onlarda dahi dualarımıza icabet edersin.
Sen olmasaydın, bir yudum su dahi tatmazdık; Sen olmasaydın, ne doyabilirdik ne de rızkımıza kavuşabilirdik.
Sen, seferde de hâzır olan dostsun, ikamette de yoldaşsın, tüm dünya hayatımızda yegâne Sâhib’sin.
Gittiğimiz her mekânda, yahut ikamet ettiğimiz her yerde, etrafımızda ne kadar insan bulunursa bulunsun,
orada daima emniyetli, huzurlu, ünsiyetle dolu bir kökşe bâki kalır ki, o da Senin dostluğundur.
Ey Rabbim! Ancak Sana sığınır, Sana iltica eder ve Seninle ünsiyet buluruz. Ne yüce bir lütufkârdır Rabbimiz!
Kaynak: Münacât duası