← Kıssalar

Fudayl bin Iyaz: Eşkıyalıktan Evliyalığa

Horasan ile Merv arasındaki yollarda, adı kervancılara korku salan bir eşkıya vardı: Fudayl bin Iyaz. Adamlarıyla yol keser, kervanları soyar, geceleri karanlığın hakimi gibi dolaşırdı. Ama bu sert adamın içinde, tuhaf bir şekilde, sönmemiş bir vicdan kırıntısı da vardı; rivayetler onun soygunlarda bile kendine göre sınırlar koyduğunu, kadınların eşyasına dokunmadığını, sermayesi az olanı salıverdiğini nakleder. Kalbin içinde saklı o kıvılcım, günü geldiğinde bir yangına dönüşecekti. Onun kıssası, Tezkiretü’l-Evliya başta olmak üzere klasik menkıbe kitaplarının en çok anlatılan tövbe hikayesidir.

Fudayl, bir kadına gönlünü kaptırmıştı. Bir gece, onu görmek için evinin duvarına tırmandı. Tam duvarın üzerindeyken, yakınlardaki bir evden bir ses yükseldi. Birisi, gece namazında Kur’an okuyordu. Okunan ayet, Hadîd Suresi’ndendi ve sanki doğrudan duvarın üstündeki adama iniyordu:

“İman edenlerin, Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürperme zamanı gelmedi mi?” (Hadîd Suresi, 16)

Ayet, gecenin sessizliğinde bir yıldırım gibi çaktı. Duvarın üstündeki eşkıya, olduğu yerde donakaldı. Yılların günahı, bir anda göğsüne bütün ağırlığıyla çöktü. Ve dudaklarından, tasavvuf tarihinin en meşhur cevabı döküldü: “Geldi ya Rabbi! Vakti geldi, hem de çoktan geldi!” Duvardan indi; ama artık inen, çıkan adam değildi. Aşkı için tırmandığı duvardan, tövbesiyle indi.

O gece başını alıp gitti; bir harabeye sığındı. Rivayete göre orada bir kervanın konakladığını gördü; yolcular aralarında konuşuyordu: “Yola çıkalım.” “Olmaz, Fudayl yol keser, sabahı bekleyelim.” Bu sözler, tövbesinin üstüne tuz basan ikinci ikaz oldu. Kendi adının insanlara korku salması, ona ilk kez azap verdi. İçinden dedi ki: “Ben geceleri günah peşinde koşayım, Müslümanlar benden korkarak yolundan kalsın… Olmaz!” Oracıkta kararını mühürledi: Bir daha yol kesmeyecek, bu geceden sonra hayatını Allah’a itaate verecekti. Rivayet olunur ki oradakilere, “Korkmayın” diye seslendi ve haklarını helal etmelerini istedi.

Tövbesi, sözde kalmadı. Fudayl, gerçek tövbenin hesap ödemek olduğunu biliyordu. Soyduğu, hakkını yediği kimseleri tek tek aradı; kimini buldu, malını geri verdi, kiminden helallik diledi. Yıllarını bu hak ödeme yolculuğuna verdi. Sonra kendini ilme ve ibadete adadı; hadis tahsil etti, ilim meclislerinde pişti ve nihayet mukaddes beldeye, Mekke‘ye yerleşti. Kabe’nin gölgesinde, gözü yaşlı, dili zikirli bir ömür sürdü. Dünkü eşkıya, artık insanların uzak diyarlardan sohbetini dinlemeye geldiği bir Hak dostuydu. Alimler ondan hadis rivayet etti; “Abidü’l-Harameyn” yani iki mukaddes beldenin abidi diye anıldı.

Onun sözleri, keskinliğini eski hayatından, derinliğini tövbesinden alır. İhlası sorduklarında şöyle demişti: “İnsanlar görüyor diye ameli terk etmek riyadır; insanlar görsün diye amel etmek şirktir. İhlas, Allah’ın seni bu ikisinden korumasıdır.” Devrin hükümdarı Harun Reşid bile onun kapısına geldi. Halifeyi karşısında gören Fudayl, iltifat etmedi; ona dünyanın geçiciliğini, taşıdığı sorumluluğun ağırlığını, kıyamet gününde her tebaanın hakkından sorulacağını öyle bir anlattı ki Harun Reşid hıçkıra hıçkıra ağladı. Saraylara boyun eğmeyen bu duruş, ona “sultanların değil, sultanlar onun kapısına gelir” dedirtti.

Ondan nakledilen sözler arasında, ümmet şuurunun zirvesi sayılan şu cümle de vardır: “Benim kabul olunacak tek bir duam olsaydı, onu devlet başkanı için yapardım. Çünkü onun düzelmesiyle kullar da beldeler de düzelir.” Kendisine en güzel amelin ne olduğu sorulduğunda ise Mülk Suresi’ndeki “hanginizin daha güzel amel işleyeceği” ifadesini şöyle açıklamıştı: “En güzel amel, en ihlaslı ve en doğru olandır. Amel samimi olur da doğru olmazsa kabul edilmez; doğru olur da samimi olmazsa yine kabul edilmez. İhlaslı, yalnız Allah için olandır; doğru, sünnete uygun olandır.” Eşkıyalıktan gelen adam, ihlasın tarifini yapan imam olmuştu.

Fudayl bin Iyaz, uzun ve bereketli bir ömrün sonunda Mekke’de vefat etti. Vefat ettiğinde geride ne bir servet ne bir makam bıraktı; ama hadis alimlerinin güvenilir bulduğu rivayetleri, gönülleri titreten sözleri ve en önemlisi, tövbesinin hikayesi kaldı. Geriye, tek gecelik bir ayetin bir eşkıyayı evliya yapabileceğinin ölümsüz hikayesi kaldı.

Kıssadan Hisse

Bu kıssanın ilk dersi, tövbe kapısının herkese açık olduğudur. Fudayl, sıradan bir günahkar değildi; adı korku salan bir yol kesiciydi. Ama tek bir ayet, tek bir an, onu duvarın üstünden alıp Kabe’nin gölgesine taşıdı. Hiç kimse “ben artık düzelmem” deme hakkına sahip değildir; “Vakti gelmedi mi?” sorusu, her kalbe her an sorulmaktadır. Mesele, Fudayl gibi “Geldi ya Rabbi” diyebilmektir.

İkinci ders, gerçek tövbenin eylem olduğudur. Fudayl pişmanlıkla yetinmedi; soyduklarını buldu, hakları ödedi, helallik diledi. Kul hakkı, tövbenin en ağır faslıdır; gözyaşı Allah ile aramızı düzeltir ama kul ile aramızı ancak ödemek ve helalleşmek düzeltir. Yarım tövbe, taşınmamış yüktür.

Ve son ders: Geçmiş, geleceğin zindanı değildir. Fudayl’ın eşkıyalık yılları, onun Hak dostu olmasına engel olmadı; aksine, ondaki keskin firaset ve tesirli söz, o karanlıktan süzülüp gelmişti. Allah, dilediği kulunun karanlık geçmişini, başkalarına ışık olacak bir hikayeye çevirir. Bir gece duvara çıkan adam, asırlardır minberlerden anlatılıyor; çünkü Allah’ın rahmeti, kulun günahından büyüktür.