← İslam Alimleri

İmam Malik

H. 93 / M. 711 – Medine — H. 179 / M. 795 – Medine

Maliki mezhebinin kurucusu — Ehl-i Sünnet

“Bu ümmetin sonu, ancak evvelini ıslah eden şeyle ıslah olur.”

Malik bin Enes, Hicrî 93 (Milâdî 711) yılında Medine’de, ilimle iç içe bir ailede doğdu; dedesi ve amcaları hadis rivayetiyle meşgul kimselerdi. Doğduğu şehir, sahabe ve tâbiîn neslinin mirasını sokaklarında yaşatan Peygamber şehriydi; Malik bu mirası doğrudan kaynağından devşirdi. Tahsil çağı, Emevî hilafetinin son ve Abbasî devletinin ilk dönemine denk düştü; o, iki hanedanın çalkantıları arasında Medine ilmini vakar ve tarafsızlıkla temsil etti.

İlim Yolculuğu

Abdullah bin Ömer’in azatlısı Nâfi ile İbn Şihâb ez-Zührî başta olmak üzere Medine’nin büyük muhaddis ve fakihlerinden ders aldı; fıkıh melekesini geliştiren hocaları arasında rey fıkhındaki ustalığıyla tanınan Rabîatürre’y de vardı. Kendi ifadesine göre, yetmiş âlim ehliyetine şahitlik etmedikçe fetva vermeye oturmadı. Bilmediği meselelerde ‘bilmiyorum’ demekten çekinmemesi, ilim ahlakının ölçüsü olarak talebelerine örnek gösterilirdi. Ömrünün neredeyse tamamını Medine’de geçirdi; bu bağlılığı ona ‘Dârü’l-hicre imamı’ unvanını kazandırdı. Ders halkasını Mescid-i Nebevî civarında kurdu; ilim meclisinde gürültüye ve tartışma kabalığına asla izin vermezdi.

El-Muvatta ve İlmî Duruşu

Kırk yıla yakın emekle derlediği el-Muvatta, sahih hadisleri, sahabe ve tâbiîn fetvalarını fıkıh konularına göre düzenleyen ilk büyük külliyatlardandır; eseri binlerce talebe bizzat kendisinden dinleyip rivayet etti. Abbasî halifesi Mansur, bu kitabı devletin tek hukuk metni yapmayı teklif ettiğinde İmam Malik, insanların ellerinde farklı sahih rivayetler bulunduğunu, kimsenin tek görüşe zorlanamayacağını söyleyerek bu teklifi kabul etmedi. Hicrî 147’de, baskı altında yapılan boşamanın geçersizliğine dair fetvası yüzünden kırbaçlanmasına rağmen görüşünden dönmedi. Halife Harun Reşid Medine’ye geldiğinde Muvatta’yı kendi meclisinde dinlemek isteyince, ilmin ayağa gitmeyeceğini, ilme gelineceğini hatırlattığı nakledilir; bu tavır, ilmin izzetini koruyuşunun meşhur örneğidir.

Hadise hürmeti dillere destandı: Resûlullah’ın hadisini rivayet edeceği zaman abdest alır, en güzel elbiselerini giyer, vakarla otururdu. Peygamber’in medfun bulunduğu şehirde bineğe binmekten hayâ ettiği nakledilir. Kur’an ve Sünnet’in yanında Medine ehlinin yerleşik uygulamasını delil sayması, mezhebinin ayırt edici usulü oldu; ona göre Medinelilerin kesintisiz ameli, Peygamber devrinden süzülüp gelen canlı bir sünnet nakliydi. Talebelerine, ilmi vakar ve edeple taşımayı fıkıh bilgisinden önce öğretirdi.

Talebeleri ve Mezhebin Yayılışı

Ders halkasından İmam Şafiî, Abdullah bin Vehb ve Abdurrahman bin Kasım gibi büyük âlimler yetişti; genç Şafiî, Muvatta’yı ezberleyerek huzuruna gelmiş, yıllarca ondan fıkıh okumuştu. İmam Şafiî’nin, âlimler anıldığında Malik’in yıldız gibi parladığını söylemesi, bu hürmetin veciz ifadesidir. Endülüslü talebesi Yahya bin Yahya el-Leysî’nin rivayeti, Muvatta’nın en yaygın nüshası oldu ve mezhep bu yolla Endülüs Emevî Devleti’nin resmî fıkhı hâline geldi. Kuzey Afrika’da ise Sahnûn’un derlediği el-Müdevvene, Maliki fıkhının temel kaynağına dönüştü. Endülüslü İbn Abdilberr’in Muvatta üzerine yazdığı et-Temhîd ve el-İstizkâr adlı şerhler ise esere adanmış literatürün zirveleri kabul edilir.

Hicrî 179 (Milâdî 795) yılında Medine’de vefat etti ve Bakî Kabristanı’na defnedildi. Maliki mezhebi Kuzey Afrika, Endülüs ve Batı Afrika’da hâkim mezhep olarak günümüze ulaştı; bugün Fas’tan Moritanya’ya, Tunus’tan Nijerya’ya kadar geniş bir coğrafyada hâkim mezhep konumundadır. El-Muvatta ise on iki asırdır hadis ve fıkıh tedrisatının temel metinlerinden biri olarak okunmaya devam etmektedir.