Hacı Bektaş-ı Velî, Hicrî 606 (Milâdî 1209) civarında Horasan’ın ilim ve irfan başkenti Nişabur’da doğdu. Kaynaklar soyunu Hz. Ali’ye ulaştırır. İlk terbiyesini, Ahmed Yesevî geleneğine mensup Lokman Perende’den aldı; böylece Türkistan irfan mektebinin, İslam’ı sade Türkçe hikmetlerle anlatan ocağında yetişti. ‘Hacı’ unvanının kaynağı, menkıbelerde hocası Lokman Perende’nin hac yolculuğu sırasındaki bir kerametine bağlanır. Moğol istilasının Horasan’ı kasıp kavurduğu yıllarda, pek çok derviş gibi o da Anadolu’ya hicret etti; Osmanlı tarihçisi Âşıkpaşazâde, bu yolculuğa kardeşi Menteş ile çıktığını ve kardeşinin Sivas’ta şehit düştüğünü kaydeder.
Sulucakarahöyük Dergâhı
Sulucakarahöyük’e (bugünkü Hacıbektaş) yerleşerek irşad faaliyetine başladı; kaynaklar onun Amasya çevresindeki Baba İlyas muhitiyle temasına da işaret eder. Babaî hadisesinin ve Moğol tahakkümünün sarstığı, Anadolu’nun kaynaştığı o çetin çağda dergâhı; göçebe Türkmenlerin, ahilerin ve gazilerin gönül ocağı oldu. Menkıbeler onu Kırşehir’deki ahi teşkilatının piri Ahi Evran ile dost gösterir. İslam’ı, Yesevî geleneğinin sade Türkçesiyle ve hikmet diliyle anlattı; dergâhı bir aş evi ve emek ocağı olarak çevresindeki bozkırı şenlendirdi, etrafında kısa zamanda bir yerleşme ve ziraat hayatı gelişti.
Makâlât ve Öğretisi
Arapça kaleme alınan ve erken dönemde Türkçeye çevrilen Makâlât adlı eseri; şeriat, tarikat, marifet ve hakikatten oluşan dört kapı ile kırk makamı işler ve kulluğun şeriat kapısından geçmeden ilerlenemeyeceğini vurgular. Bu dört kapı anlayışı, aynı çağda Yunus Emre’nin şiirlerinde de yankılanan ortak bir Anadolu irfan dilinin ifadesidir. Ona göre ilim, yolun ilk şartıydı; ibadetsiz ve edepsiz dervişlik iddiasını açıkça reddetti. İnsanın eline, diline ve beline sahip olması gerektiğini bildiren meşhur düstur da ona nispet edilir; Besmele tefsiri gibi başka risaleler de adına kayıtlıdır. Makâlât’ın Türkçeye erken tercümelerinden biri, on beşinci yüzyıl başında şair Hatiboğlu tarafından manzum olarak yapılmıştır. Hayatı, vefatından yaklaşık iki asır sonra yazıya geçirilen Velâyetnâme’de menkıbelerle örülü olarak anlatılır; tarihçiler bu menkıbelerin ardındaki çekirdeği, Makâlât’ın şeriat vurgulu berrak öğretisinde bulur.
Manevi Mirası
Hicrî 669 (Milâdî 1271) civarında Sulucakarahöyük’te vefat etti. Yolunun, manevi evladı saydığı Kadıncık Ana ile halifesi Abdal Musa eliyle sürdürüldüğü ve Abdal Musa’nın bu ocağın feyzini Batı Anadolu’ya taşıdığı kabul edilir. Vefatından sonra hatırası etrafında geniş bir gelenek teşekkül etti; adına nispet edilen yol, Osmanlı asırlarında yeniçeri ocağının da manevi bağıyla anıldı, Balkanlar’a uzanan kollarıyla Rumeli’nin gönüllere açılmasında hizmet gördü; on altıncı yüzyıl başında Balım Sultan, yolun erkânını yeniden düzenledi. Türbesinin bulunduğu Pîr Evi, asırlar içinde meydan evi, aş evi ve konuk evleriyle tam bir külliyeye dönüştü; bu külliye bugün müze olarak gezilmekte, her yıl ağustos ayında Hacıbektaş’ta anma törenleri düzenlenmektedir. UNESCO, vefatının 750. yıldönümü münasebetiyle 2021 yılını Hacı Bektaş Veli anma yılı olarak kabul etti. ‘Hünkâr’ unvanıyla anılan Hacı Bektaş, ilme, alın terine ve gönül birliğine çağıran mesajıyla Anadolu irfanının kurucu simalarından olmuştur.