Hayatta yakîne neden ihtiyaç duyarız? Zira beşerin idraki ve görüş ufku dardır. Etrafını saran engeller çoğaldığında, hayallerine sarılma azmini yitirir, verme ve gayret etme himmetini kaybeder. Bu durumda, geleceğe dair itimadını pekiştirecek bir şeye muhtaçtır. Oysa geleceğin yegâne teminatı, hiçbir şeye tam bir kesinlik verilemeyeceği hakikati karşısında, ancak Allah Teâlâ ve O’nun sadık vaatleridir.
Yakîn makamının kaybedilmesiyle ise, insan şiddetli bir kaygı ve gerilim içine düşer; hayatı adeta marazî bir hâl alır. Zira her insan, hatta peygamberler dahi korkuyu tadar. Nitekim Kur’an-ı Kerim, Hazreti Musa’nın kıssasını anlatırken şöyle buyurur: “Musa kendi içinde bir korku hissetti.” (Tâhâ, 20/67) Ancak asıl sorun, bu korkunun büyüyüp insanı ele geçirmesi, hayatına hükmeden kalıcı bir endişeye dönüşmesidir. Yakîn, fıtrî, doğal ve zarurî olan bu korkunun süreklilik arz eden bir duruma dönüşmesini engeller; korku döngüsünü kırar. Bu da ancak kalbin Allah’a olan yakîn ile ve O’na beslenen hüsn-ü zan ile dolmasıyla mümkündür. Hazreti Musa’nın “Asla! Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir, O bana yol gösterecektir.” (Şu’arâ, 26/62) buyurduğu gibi.