Süleyman bin Eş’as es-Sicistânî, Hicrî 202 (Milâdî 817) yılında Sicistan’da doğdu. Yaşadığı asır, Abbasî hilafetinde hadislerin büyük külliyatlar hâlinde tasnif edildiği, ilim yolculuklarının İslam coğrafyasını uçtan uca birbirine bağladığı bir devirdi; Ebu Davud bu tasnif hareketinin en özgün simalarından biri oldu. Doğduğu Sicistan, Horasan ile Hint diyarı arasında bir kavşaktı; ilim için buradan çıkışı, büyük rıhle geleneğine erken yaşta katılışının başlangıcıydı.
İlim Yolculuğu
Genç yaşta çıktığı ilim yolculuklarında Horasan, Irak, Şam, Mısır ve Hicaz’ı dolaştı; Kuteybe bin Saîd ve Yahya bin Maîn gibi devrin otoritelerinden hadis aldı; Bizans hududundaki Tarsus’ta uzun müddet ikamet ettiği de nakledilir. Asıl hocası ise Ahmed bin Hanbel’dir: onun ders meclisine devam ederek hem hadis hem fıkıh anlayışında onun çizgisini benimsedi, ona sorduğu meseleleri kaydetti. Bu bağlılık, es-Sünen’in fıkıh eksenli tertibinde de kendini gösterecekti.
Es-Sünen ve İlmî Yöntemi
Ömrünün eseri olan es-Sünen’i, topladığı beş yüz bin hadis içinden seçtiği yaklaşık dört bin sekiz yüz rivayetle meydana getirdi. Eserinin ayırt edici yanı, fıkhî hükümlere kaynaklık eden ahkâm hadislerini ilk defa bu genişlikte ve sistemli biçimde bir araya getirmesidir. Yalnız merfû hadislerle yetinmeyip yer yer sahabe ve tâbiîn uygulamalarına da işaret etmesi, esere fıkıh tarihi bakımından ayrı bir zenginlik katar. Kitabını hocası Ahmed bin Hanbel’e arz etti; onun takdirini kazanan es-Sünen, kısa sürede fakihlerin başvuru kaynağı oldu. Âlimler, ‘müctehide Kur’an’dan sonra bu kitabın yeteceği’ yolundaki övgüleri ondan esirgemediler. Ebu Davud, zayıf gördüğü rivayetlerin durumunu çoğu kez açıkça belirtme âdetiyle hadis tenkidine öncülük etti; Mekke halkına yazdığı meşhur mektupta eserinin usulünü ve hadis seçimindeki ölçülerini bizzat anlattı. Mürsel rivayetleri topladığı el-Merâsîl de sahasının temel kitaplarındandır. Devrin âlimleri onun hadisteki maharetini, demirin Davud peygamberin elinde yumuşaması gibi hadisin de Ebu Davud’a kolaylaştırıldığı benzetmesiyle överdi. Sünen üzerine yazılan şerhlerin ilklerinden olan Hattâbî’nin Meâlimü’s-Sünen’i, eserin daha ilk asırlarda gördüğü rağbetin şahididir.
Basra Yılları ve Manevi Mirası
Hicrî 255’te patlak veren ve Güney Irak’ı yıllarca kasıp kavuran Zenc isyanının ardından harap düşen Basra’yı ilimle yeniden canlandırması için, Abbasî devletinin fiilî idarecisi Muvaffak’ın ricasıyla bu şehre yerleşti. Basra’da ders halkası kurdu; şehir, onun etrafında yeniden bir ilim merkezi hüviyeti kazandı. Oğlu Abdullah da dahil pek çok muhaddis yetiştirdi; Tirmizî ve Nesâî gibi Kütüb-i Sitte imamları ondan rivayette bulundu. Kaynaklar onu dünyaya değer vermeyen, vaktini hadise adamış bir zâhid olarak tasvir eder; devrin âlimleri, hadiste Ahmed bin Hanbel’in çizgisini sürdüren güvenilir bir imam olarak onu överdi.
Hicrî 275 (Milâdî 889) yılında Basra’da vefat etti; büyük zâhid Süfyan es-Sevrî’nin kabri yanına defnedildi. Bu komşuluk, ilimle zühdü birleştiren çizgisine yakışan bir son oldu. Dinin özünü birkaç hadiste toplayan meşhur tespiti, İslam ahlak eğitiminde asırlardır okutulur; es-Sünen ise Kütüb-i Sitte’nin temel kitaplarından biri olarak fıkıh ve hadis tedrisatının değişmez metinleri arasında yerini korumaktadır.