Müslim bin Haccâc el-Kuşeyrî, Hicrî 204 civarında (Milâdî 820’ye doğru) Nişabur’da doğdu. Köklü bir Arap kabilesi olan Kuşeyr’e mensuptu; geçimini kumaş ticaretiyle sağlar, kazancının önemli kısmını ilme ve talebeye harcardı. Kaynaklar onu, kimseyi gıybetle anmayan halim ve vakur bir insan olarak tasvir eder. Doğduğu Nişabur, Abbasî hilafetine bağlı Tâhirîler’in idaresinde Horasan’ın en parlak ilim merkezlerinden biriydi ve hadis ilminin altın çağını yaşadığı bir devirde ona beşiklik etti.
İlim Yolculuğu
Henüz on dörtlü yaşlarında hadis meclislerine devam etmeye başladığı kaydedilir; devrin rıhle geleneğine uyarak Hicaz, Mısır, Şam ve Irak’a ilim yolculukları yaptı. Bağdat’ta Ahmed bin Hanbel’den, Horasan’da İshak bin Râhûye ve Kuteybe bin Saîd gibi devrin en büyük muhaddislerinden rivayette bulundu. Hayatının dönüm noktası, İmam Buhari ile Nişabur’da karşılaşması oldu. Ona derin bir hürmetle bağlandı, hadislerin gizli kusurlarını inceleyen ilel ilmini ondan öğrendi. Nişabur’un önde gelen muhaddisi Zühlî ile Buhari arasında çıkan tartışmada tavizsiz biçimde hocasının yanında durdu ve bu uğurda Zühlî’nin meclisini terk etmeyi göze aldı. Buna rağmen Sahih’inde kendi usulünü izledi ve eserini müstakil bir şaheser olarak inşa etti.
El-Câmiu’s-Sahih
El-Câmiu’s-Sahih’i, üç yüz bin hadislik birikim içinden on beş yıllık titiz bir elemeyle meydana getirdi; eser, tekrarlar hariç üç bin civarında aslî hadis ihtiva eder. Bir hadisin bütün tariklerini aynı yerde toplaması, lafız farklarını gösterme titizliği ve konu bütünlüğü bakımından tertibi, muhaddislerce hayranlıkla anılmıştır. Müslim eserine bab başlıkları koymamış, hadisleri fıkıh konularının tabii akışına göre dizmişti; bugün yaygın olan bab başlıkları büyük ölçüde şârihlerin, bilhassa Nevevi’nin tasarrufudur. Eserin başına koyduğu mukaddime, hadis usulünün yazılı ilk metinlerinden sayılır; ravi tenkidinin ölçülerini ve rivayet lafızlarının inceliklerini burada tartışır. Sahih-i Müslim, Sahih-i Buhari ile birlikte ‘Sahihayn’ olarak Kur’an’dan sonra en güvenilir iki kitap kabul edilegelmiştir. Nişaburlu muhaddis Ebu Ali en-Nîsâbûrî’nin, gökkubbe altında Müslim’in kitabından daha sahih bir hadis kitabı bilmediğini söylemesi, esere duyulan güvenin meşhur ifadesidir. Sahih’in yanında ilel ilmine dair Kitâbü’t-Temyîz ile ravi adlarını ve künyelerini inceleyen el-Künâ ve’l-Esmâ gibi eserleri de hadis tenkit tarihinin kıymetli metinleri arasındadır.
Manevi Mirası
Ders halkasından Tirmizî gibi Kütüb-i Sitte imamları ile İbn Huzeyme gibi büyük muhaddisler geçti. Sahih’i üzerine asırlar boyunca şerhler yazıldı; bunların en meşhuru, İmam Nevevi’nin el-Minhâc adlı şerhidir ve bugün de ilim meclislerinde okutulmaktadır. Müslim’in, bir hadisin en sağlam tariklerini seçip aynı başlık altında örme yöntemi, kendisinden sonraki hadis tasnifçiliğine ölçü olmuş; fıkıh, tefsir ve siyer sahalarında çalışan âlimler onun tertibinden istifade etmiştir. Sahih’in ricaline dair çalışmalar, üzerine yazılan müstahrecler, ihtisarlar ve şerhler, İslam telif tarihinde bu esere ayrılan rafları doldurur.
Hicrî 261 (Milâdî 875) yılında doğduğu şehir Nişabur’da vefat etti ve oraya defnedildi. Kütüb-i Sitte’nin bu ikinci kitabı, on iki asırdır İslam dünyasının başucu eseridir; Türkçe dahil pek çok dile tercüme edilmiştir. Müellifinin adı, hadise adanmış bir ömrün ve ilmî titizliğin timsali olarak anılmaya devam etmektedir.