رَبِّيَ، أَنْتَ السَّلَامُ، وَمِنْكَ السَّلَامُ، فَأَسْكِنْ فِي قَلْبِي سَكِينَةً لَا يَمَسُّهَا اضْطِرَابٌ،
وَسَلِّمْنِي مِنْ زِحَامِ الدُّنْيَا إِذَا أَثْقَلَ رُوحِي، وَسَلِّمْنِي مِنْ نَفْسِي إِذَا ضَلَّتْ بِيَ الطُّرُقُ.
وَسَلِّمْنِي مِنْ رَجَاءِ الأَشْيَاءِ حِينَ لَا تُدْرَكُ.
وَاجْعَلْنِي رَاضِيًا بِكَ، مُكْتَفِيًا بِمَا قَسَمْتَ، مُطْمَئِنًّا أَنَّ مَا لِي سَيَأْتِينِي،
وَمَا لَيْسَ لِي، لَنْ يَتْعَبَ قَلْبِي بِهِ.
وَسَلِّمْنِي مِنْ زِحَامِ الدُّنْيَا إِذَا أَثْقَلَ رُوحِي، وَسَلِّمْنِي مِنْ نَفْسِي إِذَا ضَلَّتْ بِيَ الطُّرُقُ.
وَسَلِّمْنِي مِنْ رَجَاءِ الأَشْيَاءِ حِينَ لَا تُدْرَكُ.
وَاجْعَلْنِي رَاضِيًا بِكَ، مُكْتَفِيًا بِمَا قَسَمْتَ، مُطْمَئِنًّا أَنَّ مَا لِي سَيَأْتِينِي،
وَمَا لَيْسَ لِي، لَنْ يَتْعَبَ قَلْبِي بِهِ.
Rabbîye, Ente’s-Selâmü, ve minke’s-Selâmü, fe eskîn fî kalbî sekîneten lâ yemessühâ ıztırâbün, ve sellimnî min zihâmi’d-dünyâ izâ eskale rûhî, ve sellimnî min nefsî izâ dallet biye’t-turuku. Ve sellimnî min recâi’l-eşyâi hîne lâ tüdrâkü. Ve’c’alnî râdıyen bike, müktefiyen bimâ kasemte, mutmainnen enne mâ lî seye’tînî, ve mâ leyse lî, len yet’abe kalbî bihî.
Rabbim! Sen Selâm’sın ve selâmet ancak Sendendir. Öyleyse kalbime hiçbir çalkantının dokunamayacağı, hiçbir huzursuzluğun saramayacağı bir sekînet bahşet. Ruhumu ağırlaştırdığında dünyanın keşmekeşinden beni selâmete çıkar. Yollar bana şaşırtıcı geldiğinde, nefsimin şerrinden beni muhafaza eyle. Ulaşılamayan şeylere duyulan ümitlerden beni emin kıl. Beni Sana razı, taksim ettiğinle yetinen, bana ait olanın mutlaka geleceğine mutmain, ve bana ait olmayanın da kalbimi yormayacağına inanan bir kul eyle.
Kaynak: Münacât (– Cerâ)