Yaratıcılık ile insan nefsini birbirine bağlayan rabıta, kadim ve girift bir ilişkidir. Cenab-ı Hak ile kurulan güçlü bir bağ, saadetin menbaı iken; bu bağdaki zayıflık, şekavetin yegâne sebebidir.
Müfrit ferdiyetçilik, uzun vadede menfi tesirler doğurur. Zira insanın fıtri ihtiyaçlarından bir cüzü, aidiyet duygusu ve toplumsal tesanüt içerisinde bulunmaktır. İnsanlarda keskin bir nefretle kınadığın ve hoş görmediğin her ne varsa, o aslında kendi içinde bastırmaya çalıştığın bir vasıftır. Bir şeye veya bir kimseye yöneltilen aşırı tenkit, çoğu zaman haset nişanesidir ve insanın kendi imkânlarını faydasız işlerde heba etmesine yol açar.
İşlediğin hayır da şer de, akıbetinde ya sana döner ya da yıllar sonra evlatlarına ve nesline sirayet eder. Hayatta en çok şikâyet ettiğin veya kaçındığın ne varsa, mukadderatın gereği onu tecrübe etmeden bu dünyadan göçmezsin.
Hakk’tan haşyet duyan bir kimsenin gerçek şerefi ve izzeti, elinde her türlü gücü bulundursa dahi, zayıflara karşı olan muamelesinde tecelli eder.
Korku, çoğu zaman zihninde kurguladığın vehmi bir düşünceden ibarettir. İnsanlar ister etrafını kuşatsın, ister seni yıkmaya azmetsin; onların bu tutumları hakikatten hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Kalplerde saklı olan sırları ve niyetleri, ancak ve ancak Cenab-ı Hak, O yüce ve münezzeh olan Allah bilir.