Davetçi ve mütefekkir Dr. Abdurrahman el-Aşmâvî’nin “Allah’tan İmkânsızları Talep Et” başlıklı yazısı, kaleme aldıkları arasında müstesna bir yere sahiptir. O yazıda şöyle buyurur: “Muhakkak ki Allah, kendisine dua ile el açan kulunun, beklentilerini hiçleştirmesini, duanın tavanını yükseltmekten imtina etmesini yadırgar.”
Peygamberlerin dualarındaki yüksekliği bir tefekkür edin… Onlar, Cenâb-ı Hakk’tan muhalleri isterlerdi ve bunun imkânsızlığına asla aldırmazlardı. Peki, neden? Sadece ve sadece, “el-Vehhâb” ism-i şerîfinin mânâsını idrak etmiş oldukları için.
Nitekim, ilk olarak Hz. Süleyman (a.s.) Rabbine şöyle niyaz etmişti: “Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, benden sonra hiç kimseye nasip olmasın! Şüphesiz sen, Vehhâb’sın.” O, eşsiz bir mülk istemişti; imkânsızlıklarla çevrili bir saltanat arzulamıştı. Peki, netice ne oldu? Allah Teâlâ ona peygamberliği, ilmi ve hikmeti bahşetti; rüzgârı, cinleri, şeytanları, kuşları, insanları, atları ve vahşi hayvanları emrine amade kıldı.
Unutmayınız ki, duada alçakgönüllü olmak, zühdün bir gereği değildir. Bilakis, dünya hayatında dualarınızın tavanını yükseltin. Ahirette de aynı şekilde, O’ndan Firdevs-i Âlâ’yı isteyin ve sakın çekinmeyin; kendinizi buna layık görmeseniz bile. Zira siz, “el-Vehhâb” olanla muhatapsınız.
Bu, gerçekten de muazzam bir ibadettir. Pek çokları onu farklı yorumlamış olsa da, Allah bizim O’na bu şekilde ibadet etmemizi sever. O, geleceğe dair korku ve endişelerle dolu bir dünyada “Allah’a karşı hüsn-ü zan besleme” ibadetidir. Bu ibadet, insanların kalplerine bir teselli olarak gelir ve bize muhteşem bir fikirle yaşamayı öğretir. Zira Allah’a karşı beslediğiniz hüsn-ü zan derecesince, O size hayrı nasip eder ve şerri sizden uzaklaştırır. Öyleyse, Allah’a karşı daima hüsn-ü zan besleyin; O’nun rahmetiyle size icabet edecektir.