يَا مَنْ لَا يُعْبَدُ بِحَقٍّ سِوَاكَ، اجْعَلْ عُبُودِيَّتِي لَكَ مَحْضَ إِخْلَاصٍ وَفَنَاءٍ. أَذِبْ وُجُودِي فِي بَحْرِ وَحْدَانِيَّتِكَ، فَلَا يَبْقَى مِنِّي إِلَّا مَا أَرَدْتَهُ أَنْتَ. كُلُّ حَرَكَةٍ وَسُكُونٍ مِنِّي فَلْتَكُنْ لِأَمْرِكَ وَنَهْيِكَ، دُونَ أَيِّ غَرَضٍ نَفْسَانِيٍّ.
Ya men lâ yu'bedu bihakkin sivâke, ec'al ubûdiyyetî leke mahda ihlâsin ve fenâin. Ezib vücûdî fî bahri vahdâniyyetike, felâ yebkâ minnî illâ mâ eredtehû ente. Kullu haraketin ve sükûnin minnî feltekun liemrike ve nehyike, dûne eyyi garadin nefsâniyyin.
Ey Kendisinden başka hakiki mabud olmayan, kulluğumu sana sırf ihlas ve fena haliyle kıl. Varlığımı vahdaniyetinin denizinde erit ki, benden ancak Senin dilediğin kalsın. Her hareketim ve sükûnum, nefsi bir arzu olmaksızın, sadece Senin emrin ve yasağın üzere olsun. Böylece benliğimden tamamen sıyrılıp, sadece Senin iradenle var olan bir hiçlikte Sana adanmışlığımı bulayım.