İnsan, dünya hayatındaki imtihanını tamamlayıp kabrin dar ve karanlık menziline tevdi edildiğinde, dünyadayken işlediği salih amelleri birer nurani şahit misali etrafında toplanır ve onu her cihetten kuşatıp muhafaza eder.
Fakat asıl hikmet o anda tecelli eder: Kişi kabrine yerleştirildiğinde, evvela **Namaz** bir nur hüzmesi gibi belirir ve hemen sağ tarafında yerini alır. Ardından, mübarek **Oruç** gelir, sol yanında bir siper gibi durur. Başucuna gelince, orada **Kur’an-ı Kerim**’in ve **Allah’ı zikrin** feyizli ruhu belirir, adeta birer şefaatçi gibi başını okşar. Ayakucunda ise, dünya hayatında cemaate yetişmek için camilere doğru atılan her bir adımın bereketi olan **Namazlara yürüyüşü** belirir, ona yoldaşlık eder. Ve nihayet, tüm bu hallerin şahidi ve dayanağı olarak, her türlü zorluğa karşı gösterdiği metanet ve teslimiyetin nişanı olan **Sabır**, kabrin bir köşesinde vakarla yerini alır, her an hazır ve nazır bir bekçi gibi.