Bu kıssa, İbn Abdülberr’in “Behcetü’l-Mecâlis” adlı güzide eserinde, İbrahim en-Nehaî Hazretleri’nin rivayetiyle nakledilmiştir. Selef-i sâlihîn âlimleri, sıhhat ve afiyet içinde oldukları hâlde, hasta bir kimsenin huzurunda kendi sağlıklarından bahsetmekten veya fakir birinin yanında şükür secdesi eda etmekten itinayla kaçınırlardı. Zira bu gibi davranışlar, musibetlerle sınananların, dert ehlinin gönüllerini incitir, kalplerine hüzün düşürür. Cenâb-ı Hakk’ın bahşettiği nimetlerle fahr etmek, ihtiyaç sahibi kulların hissiyatına dokunmaktır. Allah Teâlâ katında makbul olanlar, başkalarının gönül dünyasına riayet edenler, onların hissiyatını incitmekten sakınanlardır.
Kıssayı nakleden zat, bir defasında ayaklarında rahatsızlık bulunan bir üstadıyla birlikte yürürken, hocasının adımlarını geçmeyecek, onu geride bırakmayacak bir edeple kendi yürüyüşünü yavaşlattığını anlatır. İşte bu hâl, hakiki edep ve nezaketin, bir başkasının ahvâline karşı derin bir incelik ve hassasiyet göstermekten ibaret olduğunun en güzel nişanesidir.