Sana zulmedenin her daim cezalandırılmasını beklemek mecburiyetinde değilsin. Zira bazen en derin şifa, affetmenin ta kendisinde gizlidir. Hz. Yusuf, kendisini kuyuya atma planları yapanların kimler olduğunu o an için tam olarak idrak edemese de, Allah onun hayatını bambaşka bir şekilde yeniden inşa ediyordu. İşin bittiğini zannedenler, en koyu karanlıkta dahi ışığı söndürdüklerini sansalar da, ilahi takdirin başka bir son yazdığından bihaber idiler.
Hz. Yusuf anında kurtarılmadı; aksine uzun bir yalnızlık, ihanet ve bekleyiş sürecinden geçti. Lakin Allah, onu bu imtihanlardan daha berrak ve daha güçlü bir şahsiyet olarak çıkardı. Hakiki şifa, Allah’ın seni layık gördüğü makama eriştiğini idrak etmektir. Sana elem verenlerin kapıları kapanırken, sen çoktan o kapının ötesinde, bambaşka bir âlemi temaşa ediyordun; zira Allah sana daha yüce kapılar açmıştı.
Adaletin tecelli etmesindeki gecikmeden müteessir olma. Zira kimi zaman şifa tez gelmez; lakin geldiğinde, Allah’ın inayeti ve adaleti seni hayran bırakacak, sabrını pekiştirecektir. Şüphesiz ki Allah, takva sahiplerinin ve ihsan ehlinin mükâfatını asla zayi etmez.
﴿إِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ﴾
“Şüphesiz kim Allah’tan korkar ve sabrederse, Allah iyilik edenlerin mükâfatını asla boşa çıkarmaz.” (Yusuf 12:90)