İmam Gazzâlî, İslam düşünce tarihinin en etkili isimlerinden biri olup kendisine duyulan saygı “Hüccetü’l-İslâm” (İslam’ın delili) unvanıyla ifade edilmiştir. 450 (1058) yılında Horasan’ın Tûs şehrinde doğdu; asıl adı Muhammed b. Muhammed olup nisbesi, doğduğu bölgeye ya da babasının mesleği olan yün eğiriciliğe (gazzâl) bağlanır. Devrin önde gelen vâiz ve sûfîlerinden Ahmed el-Gazzâlî, küçük kardeşidir. Yün eğirip satarak geçinen babası, iki oğlunun okutulmasını vasiyet ederek erken yaşta vefat etti. İlk tahsilini Tûs’ta gören Gazzâlî, ardından Cürcân’a giderek fıkıh okudu; asıl yetişmesi ise Nişabur’da, devrin en büyük âlimi İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî‘nin yanında gerçekleşti. Cüveynî’den fıkıh, kelam, usul ve mantık tahsil etti; hocası daha hayattayken talebesinin dehasını “derin bir deniz” sözüyle övmüştü.
Bağdat Yılları ve Büyük Kriz
Cüveynî’nin 478’de (1085) vefatından sonra Selçuklu veziri Nizâmülmülk’ün ilim meclisine katılan Gazzâlî, girdiği münazaralarda gösterdiği üstünlükle vezirin takdirini kazandı ve 484 (1091) yılında, henüz otuz üç yaşındayken Bağdat Nizâmiye Medresesi’nin başmüderrisliğine tayin edildi. Yüzlerce seçkin talebeye ders veriyor, şöhreti bütün İslam dünyasına yayılıyordu. Bu dönemde Selçuklu ülkesini sarsan Bâtınî propagandasına karşı Fedâihu’l-Bâtıniyye‘yi kaleme aldı; fıkıh sahasında yazdığı el-Basît, el-Vasît ve el-Vecîz ise Şâfiî literatürünün klasikleri arasına girdi. Ne var ki 488 (1095) yılında derin bir fikrî ve manevi buhran geçirdi; kendi anlatımıyla, dili ders vermeye varmaz oldu. Makamı ve şöhreti bırakıp Bağdat’tan ayrıldı; Şam, Kudüs ve Hicaz’da yaklaşık on yıl süren bir inziva, ibadet ve tefekkür hayatı yaşadı. Bu dönemin en büyük meyvesi, İslam ahlak ve maneviyat literatürünün şaheseri olan İhyâu Ulûmi’d-Dîn oldu.
Eserleri ve Tesiri
Gazzâlî’nin kalemi kelamdan felsefeye, fıkıh usulünden tasavvufa kadar bütün ilimleri kuşattı. Filozofların metafizik iddialarını kendi yöntemleriyle eleştirdiği Tehâfütü’l-Felâsife, İslam dünyasında felsefe tartışmalarının seyrini değiştirdi. Kendi fikrî serüvenini anlattığı el-Munkızu mine’d-Dalâl, düşünce tarihinin ilk entelektüel otobiyografilerinden sayılır. Farsça kaleme aldığı Kimyâ-yı Saâdet, İhyâ’nın özeti mahiyetindedir; el-Mustasfâ fıkıh usulünün, Mişkâtü’l-Envâr ise tasavvufî düşüncesinin zirve metinlerindendir. İlim yoluna yeni girenler için yazdığı Bidâyetü’l-Hidâye ile Eyyühe’l-Veled, asırlar boyu ilk okutulan ahlak ve edep metinleri arasında yer aldı; eserlerinin bir kısmı Latince ve İbrânîceye çevrilerek Orta Çağ Avrupa’sında “Algazel” adıyla tanınmasını sağladı.
Gazzâlî’nin kalıcılığı, akıl ile kalbi, medrese ile tekkeyi aynı hakikatin iki kanadı olarak birleştirmesindedir.
Son Yılları ve Manevi Mirası
Uzun inziva yıllarının ardından 499’da (1106) dönemin vezirinin ısrarıyla Nişabur Nizâmiye Medresesi’nde yeniden ders vermeye başladı; kısa süre sonra memleketi Tûs’a çekilerek evinin yanına ilim talebeleri için bir medrese, sûfîler için bir hankah yaptırdı. Ömrünün son günlerini ders, ibadet ve hadis okumakla geçirdi ve 14 Cemâziyelâhir 505 (18 Aralık 1111) tarihinde Tûs’ta vefat etti. Tasavvufu Ehl-i sünnet çizgisinde temellendiren, zâhirî ilimlerle manevi hayatı barıştıran Gazzâlî’nin etkisi mezhep ve coğrafya tanımamış; İhyâu Ulûmi’d-Dîn, dokuz asırdır İslam dünyasının en çok okunan kitapları arasındaki yerini korumuştur.