← İslam Alimleri

İmam Kurtubi

H. ~600'ler / M. 13. yüzyıl başları – Kurtuba (Endülüs) — H. 671 / M. 1273 – Münyetü Benî Hasîb (Mısır)

Maliki — Ehl-i Sünnet

“Tefsirinin mukaddimesinden: Ömrümü Allah'ın Kitabı'na hizmete adamayı ve gücümü onun uğrunda harcamayı kendime vazife bildim.”

Ebu Abdullah Muhammed bin Ahmed el-Kurtubî, Hicrî yedinci asrın başlarında (Milâdî 13. yüzyıl başları) Endülüs’ün ilim merkezi Kurtuba’da doğdu. Doğduğu şehir asırlarca Endülüs medeniyetinin kalbi olmuş, fakat onun gençliğinde Muvahhidler devletinin çözülmesiyle hıristiyan krallıkların akınlarına açık hâle gelmişti. Kurtuba, zengin kütüphaneleriyle Batı dünyasının en büyük ilim şehirlerinden biri olagelmişti; Kurtubî, bu muhteşem mirasın son nesil şahitlerindendi. Babası çiftçilikle uğraşan mütevazı bir insandı ve Hicrî 627 (Milâdî 1230) yılındaki bir baskında öldürüldü; bu kayıp, Endülüs Müslümanlarının yaşadığı büyük buhranın onun evine düşen payıydı.

Endülüs’ten Mısır’a

Genç Kurtubî, memleketinde kıraat, dil ve fıkıh tahsil etti; babasının ölümünden sonra ailesinin geçimine yardım ederken dahi ilmi bırakmadı. Kurtuba’nın Hicrî 633’te (Milâdî 1236) Kastilya kralı III. Fernando tarafından düşürülmesi üzerine doğduğu toprakları terk ederek Mısır’a hicret etti. Yolculuğunun İskenderiye üzerinden geçtiği, burada hadis ve kıraat derslerine devam ettiği kaydedilir. Mısır’da devrin âlimlerinden okudu; Sahih-i Müslim şârihi Ebü’l-Abbas el-Kurtubî, istifade ettiği hocalar arasındaydı. Sonunda Yukarı Mısır’daki Münyetü Benî Hasîb’e yerleşti ve ömrünün kalan kısmını burada telifle geçirdi.

Eserleri ve Tesiri

Ömrünün eseri, yirmi cildi bulan el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân’dır. Adı ‘ahkâm tefsiri’ olsa da eser, fıkhî hükümlerin yanında kıraat vecihlerini, dil tahlillerini, nüzul sebeplerini ve önceki müfessirlerin görüşlerini kuşatan ansiklopedik bir şaheserdir. Tefsirin başına koyduğu mukaddime, tefsir usulüne, Kur’an ilimlerine ve tilavet âdâbına dair müstakil bir risale değerindedir; kaynakları arasında Taberî’den İbn Atıyye’ye ve Endülüslü fakih Ebu Bekir İbnü’l-Arabî’ye uzanan geniş bir müktesebat vardır. Kurtubî, Maliki olmasına rağmen delillere mezhep taassubu gözetmeden yaklaşması, farklı görüşleri insafla tartması ve zayıf rivayetleri ayıklamadaki titizliğiyle övülmüştür. Ölüm ve ahiret hâllerine dair et-Tezkire’si; kabir hayatını, kıyamet alametlerini ve ahiret menzillerini rivayetler ışığında işleyen, sahasının en çok okunan kitabı olmuş bir başka eseridir. Esmâ-i hüsnâ şerhi el-Esnâ ile zikir ve Kur’an tilavetinin faziletine dair et-Tizkâr, onun kulluk ve maneviyat eksenli telif çizgisini tamamlar. Tefsiri, kendisinden sonraki müfessirlerin vazgeçilmez kaynağı olmuş, ahkâm tefsiri geleneğinin zirvesi kabul edilegelmiştir.

Şahsiyeti ve Manevi Mirası

Kaynaklar onu, şöhretten kaçınan, tek gömlekle dolaşacak kadar sade yaşayan, vaktini ibadet ve telif arasında bölen bir zâhid olarak tasvir eder. Evine kapanıp eser telif etmeyi makam ve pâyeden üstün tuttu; kaynaklar onun herhangi bir resmî görev almadığını kaydeder. Endülüs’ün yıkılışına tanıklık etmiş bir muhacir olarak ilmini gurbette olgunlaştırdı; kaybedilen bir medeniyetin birikimini, Eyyûbîler’den Memlüklere geçiş sancıları yaşayan Mısır’da kitaplarına nakşederek gelecek nesillere emanet etti.

Hicrî 671 (Milâdî 1273) yılında Münyetü Benî Hasîb’de vefat etti; bugün Minye yakınlarındaki kabri hâlâ ziyaret edilmektedir. Tefsiri, Ehl-i Sünnet tefsir geleneğinin temel taşlarından biri olmayı sürdürmekte; Doğu’dan Batı’ya bütün İslam coğrafyasında okunmakta ve Türkçe dahil pek çok dile tercüme edilmiş bulunmaktadır. Günümüzde ilahiyat ve tefsir çalışmalarının temel başvuru kaynakları arasında yer alması, yedi asır önceki bir muhacirin emeğinin hâlâ meyve verdiğini göstermektedir.