Abdülmelik (radıyallahu anh) şöyle rivayet eder:
Bir cenaze merasiminden öğle vaktine doğru dönerken, yolum bir evin kapısına düştü. Kapıda, yaşı kemale ermiş bir hanımefendi ile beraber, o ana dek gördüğüm en güzel kızlardan biri durmaktaydı. Aslında suya ihtiyacım yoktu lakin susamış gibi bir hal takındım. Yaşlı hanımefendi bana dönerek, “Ne içmek arzu edersiniz?” diye sordu. Ben de, “Zahmet olmazsa, ne ikram buyurursanız” diye karşılık verdim. Bunun üzerine yaşlı kadın, yanındaki cariyesine dönerek, “Ey cariye, bu beye biraz süt getir. Zira bu zat, açlıktan bitap düşmüş gibi görünüyor” dedi.
Ben de yaşlı hanımefendiye, “Bu genç cariye sizin neyiniz olur?” diye sordum. O da cevaben, “Bu, Benî Hanzale kabilesinin kadınlarından Cureyc kızı Zeynep’tir” dedi. “Peki, evli midir?” diye sorduğumda, “Eğer sen buna ehil bir kimseysen…” diye mukabele etti. Bu sözleriyle, evlilik için bir şart ortaya koymuştu. Zeynep, Benî Kaysam kabilesindendi.
Bu konuşmanın ardından, evlilik teklifini kabul etmeyerek kendi evime döndüm.