Hazreti İbrâhim (aleyhisselâm), kavminin taptığı putları paramparça etmiş ve onları bir olan Allah’a iman etmeye, hak din İslam’a davet etmişti. Bu hakikat çağrısının karşılığında, kavmi onu büyük bir ateşe atmaya karar verdi. Düşmanları, göğe yükselen alevleriyle devasa bir ateş yaktılar ve Hazreti İbrâhim’i bir mancınıkla o alevlerin tam ortasına fırlattılar.
O dehşet verici anda, yerdeki ve gökteki her varlık, hatta ikisi arasındaki tüm mahlûkat, Hazreti İbrâhim’e yardım etmek için Yüce Allah’tan izin niyaz etti. Fakat Hazreti İbrâhim, tüm varlığıyla yalnızca Allah’a tevekkül etti ve o anın derin teslimiyetiyle kalbinden şu sözler döküldü: “Hasbiyallāhü ve ni’me’l-vekīl” — “Allah bana kâfidir, O ne güzel vekildir!”
Bunun üzerine, âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ, kudretiyle ateşe şöyle buyurdu: “Ey ateş! İbrâhim için serin ve selametli ol!” İşte o anda, ateşin yakıcılığı Hazreti İbrâhim’e zerre kadar dokunmadı. Aksine, alevler nur ve huzur dolu bir bahçeye dönüştü ve o, o ateşin içinden sağ salim, esenlikle çıktı.
Kıssadan Alınan Dersler:
Allah’a tam bir teslimiyetle tevekkül edenlerin yegâne yardımcısı, bizzat Yüce Allah’tır.
Karşılaşılan en büyük zorluklar ve kudretler karşısında dahi, hakiki iman sarsılmaz bir kale gibi ayakta durur.
Allah Teâlâ, yarattığı her şeye mutlak bir hükümrandır; cansız addedilen ateş dahi O’nun emrine boyun eğer.
Sabır ve tevekkül, mümin için imtihanların üstesinden gelmede en keskin ve en güzel silahtır.