Otuz yıldır Allah Teâlâ ile konuşuyordum, dilim O’nun, kulaklarım O’nun, gözlerim O’nun idi. Ben O’nunla değil, O benimle konuşuyordu.
— Bayezid-i Bistami, Kelimât
Bu söz, Bayezid’in fenâ fillah mertebesine eriştiğini gösterir. Bu hâlde, sûfînin benliği tamamen ortadan kalkar ve ilahî irade ve sıfatlar onda tecelli eder. Kendi varlığını bir hiç olarak görmesi, Allah’ın mutlak varlığı karşısında yok oluşudur. Artık konuşan, gören ve işiten kul değil, kulun özünden tecelli eden Hakikat’tir. Bu, tevhidin en derin idraklerinden biridir; kulun kendi fiillerini ve varlığını Allah’a isnat etmesi, O’nunla bir olması değil, O’nunla var olmasıdır.