Yûnus Emre, Türkçenin en büyük mutasavvıf şairi ve Anadolu’da gönül dilinin kurucusudur. 13. yüzyılın ortalarında, muhtemelen 1240 yılı civarında doğduğu kabul edilir. Hayatı hakkındaki bilgiler sınırlıdır; şiirlerinden ve sonraki yüzyıllarda yazıya geçirilen menkıbelerden hareketle, Moğol istilasının sarstığı, kıtlık ve karışıklıkların hüküm sürdüğü bir Anadolu’da, Sakarya havzasında, bugün Eskişehir’e bağlı Sarıköy çevresinde yaşadığı görüşü ağırlık kazanmıştır. Onun Türkçesi, Oğuz Türkçesinin Anadolu’da edebî dil hâline gelişinin en parlak tanığıdır. Eski bir mecmuadaki kayıt, 720 (1320-21) yılında seksen iki yaşında vefat ettiğini bildirir; bu da onu Mevlânâ’nın genç çağdaşı yapar. Nitekim şiirlerinde Mevlânâ’yı hürmetle anar.
Tapduk Emre Dergâhında
Menkıbeye göre kıtlık yıllarında buğday istemek için Hacı Bektâş-ı Velî dergâhına giden Yûnus’a buğday yerine “himmet” teklif edilmiş, o buğdayı seçmiş; fakat dönüş yolunda yanlışını fark edip geri gelmiş ve Hacı Bektaş onu Tapduk Emre‘ye yönlendirmiştir. Vilâyetnâme’de anlatılan bu hikâye menkıbe düzeyinde kalsa da Yûnus’un şiirlerinde Tapduk Emre’yi mürşidi olarak andığı kesindir; “Tapduk’un tapusunda, kul olduk kapusunda” mısraları bu bağın kendi dilinden ifadesidir. Rivayete göre dergâha yıllarca odun taşımış, doğruluğun nişanesi olarak kapıdan içeri eğri odun sokmamıştır. Bu uzun hizmet ve nefis terbiyesi, şiirindeki derinliğin mayası sayılır.
Eserleri ve Şiir Dili
Yûnus Emre’nin iki eseri günümüze ulaşmıştır. İlahilerini içeren Dîvân, sonraki yüzyıllarda derlenen nüshalarla gelmiştir; 707 (1307) yılında kaleme aldığı Risâletü’n-Nushiyye ise nefis, kanaat, sabır ve cömertlik gibi kavramları işleyen yaklaşık altı yüz beyitlik öğretici bir mesnevidir. Dîvân’ın en eski nüshalarının 14. yüzyıl sonu ile 15. yüzyıla tarihlenmesi, şiirlerinin uzun süre dilden dile taşındığını gösterir; halk muhayyilesi, onun şiirlerini kıyasıya eleyen Molla Kasım menkıbesini de bu sözlü yolculuğa eklemiştir. Yûnus, Ahmed Yesevî’nin hikmet geleneğini Anadolu Türkçesiyle buluşturdu; hem hece hem aruz vezniyle söyledi. Onun dehası, vahdet-i vücûd gibi en derin tasavvufî hakikatleri, köylüsünden sultanına herkesin anlayacağı duru bir Türkçeyle dile getirebilmesindedir.
“Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü.”
Vefatı ve Günümüze Etkisi
Yûnus Emre’nin 1320-21 civarında vefat ettiği kabul edilir. Ona duyulan sevginin en dokunaklı göstergesi, Anadolu’nun ve komşu coğrafyaların onu aşkın yerinde kendisine ait olduğu ileri sürülen mezar ve makamların bulunmasıdır; araştırmacıların çoğunluğu asıl kabrin Sarıköy’de olduğu görüşündedir. İlahileri yedi asırdır tekkelerde, camilerde ve ana kucağında söylenegelmiş; yüzlerce bestekâr tarafından bestelenerek cami mûsikisinden konser salonlarına kadar her zeminde seslendirilmiştir. Şiirleri pek çok dile çevrilmiş; adı okullara, üniversitelere ve Türkiye’nin dünyadaki kültür enstitülerine verilmiştir. UNESCO 1991 yılını “Yûnus Emre Sevgi Yılı” ilan etmiş, vefatının 700. yılı olan 2021 de Türkiye’de “Yûnus Emre ve Türkçe Yılı” olarak kutlanmıştır. “Bir ben vardır bende, benden içeru” diyen bu büyük gönül eri, Türkçenin ve insanlığın ortak sesi olmaya devam etmektedir.