← İslam Alimleri

İmam Kuşeyri

H. 376 / M. 986 – Üstüvâ (Nişabur yakınları) — H. 465 / M. 1072 – Nişabur

Şafii / Eş'arî — Ehl-i Sünnet

“er-Risâle'sinden: Bu taifenin büyükleri, yollarını baştan sona şeriat esasları üzerine kurmuşlardır.”

Abdülkerim bin Hevâzin el-Kuşeyrî, Hicrî 376 (Milâdî 986) yılında Nişabur yakınlarındaki Üstüvâ’da, Arap asıllı köklü bir ailede doğdu. Babasını küçük yaşta kaybetti; ilk tahsilini ailesinin çevresindeki âlimlerden aldı. Gençliğinde, köyünün vergi yükünü hafifletmeye yarayacak hesap ilmini öğrenmek niyetiyle geldiği Nişabur’da, devrin büyük mürşidi Ebu Ali ed-Dekkāk’ın bir sohbetine katılınca hayatının yönü değişti. Ona intisap etti, yıllarca sohbetinde pişti ve kızıyla evlenerek ocağının vârisi oldu.

İlim Yolculuğu

Kuşeyrî, tasavvuf terbiyesini zâhirî ilimlerle omuz omuza yürüttü. Kelamı, Eş’arî mektebinin iki büyük imamı İbn Fûrek ve Ebu İshak el-İsferâyînî’den; fıkhı, devrin önde gelen Şafii fakihlerinden tahsil etti. Hocası Dekkāk’ın vefatından sonra Nişabur’un bir diğer büyük sufisi, Tabakātü’s-Sûfiyye müellifi Ebu Abdurrahman es-Sülemî’nin sohbetlerinden istifade etti. Böylece şeriat, kelam ve tasavvufu tek bir şahsiyette birleştiren nadir âlimlerden oldu. Ders halkasından, sonraki neslin büyük mürşidi Ebu Ali el-Fârmedî geçti; İmam Gazali’yi tasavvufa yönlendiren ve Nakşibendî silsilesinde anılan Yusuf el-Hemedânî’yi yetiştiren bu zat vasıtasıyla Kuşeyrî’nin feyzi, sonraki asırların irfan zincirlerine taşındı.

Eserleri ve Tesiri

Hicrî 437’de (Milâdî 1045) kaleme aldığı er-Risâle, tasavvuf tarihinin en tesirli kitaplarından biridir. Kuşeyrî bu eserde seksenden fazla sufi büyüğünün hayatını; fenâ ve bekā, kabz ve bast, havf ve recâ gibi tasavvuf terimlerini ve yolun âdâbını derleyerek, tasavvufun Kitap ve Sünnet çizgisindeki sahih bir ilim olduğunu ortaya koydu; yoldan sapan istismarcılara karşı açık uyarılarda bulundu. Eser önce sufi büyüklerinin akidesinin Ehl-i Sünnet inancıyla tam bir uyum içinde olduğunu gösterir; ardından tövbe, zühd, tevekkül, rıza ve muhabbet gibi hâl ve makamları âyetler, hadisler ve büyüklerin sözleriyle işler. Kuşeyrî eserini, tasavvufun özünden uzaklaştığından yakındığı bir devirde, yolu aslına döndürmek maksadıyla İslam beldelerindeki sufilere hitaben yazmıştı. İşârî tefsirin şaheserlerinden Letâifü’l-İşârât da onun kaleminden çıktı; Kur’an-ı Kerim’i baştan sona işaret diliyle tefsir eden bu eser, zâhir manayı zorlamadan gönül ehlinin inceliklerini derleyen üslubuyla türünün zirvelerinden sayılır. Allah’ın güzel isimlerini şerh ettiği et-Tahbîr fi’t-Tezkîr ile tasavvufa dair başka risaleleri de külliyatı arasındadır.

İmtihan Yılları ve Manevi Mirası

Eş’arî akidesini savunduğu için Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in veziri Kündürî devrindeki baskı yıllarında hapse atıldı ve Nişabur’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir müddet Bağdat’ta bulundu; Abbasi halifesinin huzurunda hadis rivayet etti ve büyük itibar gördü. Alp Arslan tahta çıkıp Nizamülmülk vezir olunca baskı sona erdi; Kuşeyrî memleketine dönüp ömrünün sonuna kadar ders okuttu, hadis yazdırdı. Hicrî 465 (Milâdî 1072) yılında Nişabur’da vefat etti ve hocası Ebu Ali ed-Dekkāk’ın yanına defnedildi. Evlatları da ilim yolunu sürdürdü; oğlu Ebû Nasr el-Kuşeyrî, devrinin tanınmış âlim ve vaizlerinden oldu. Er-Risâle, dokuz asırdır tasavvuf yoluna girenlerin ilk okuduğu kitaplardan biri olmayı sürdürmektedir; medreselerde ve dergâhlarda okutulagelmiş, pek çok dile çevrilmiş, üzerine şerhler yazılmıştır. Tasavvufu Ehl-i Sünnet akidesiyle bütünleştiren bu berrak çizgi, kendisinden sonra gelen Gazali gibi büyük âlimlerin de yolunu açmıştır.