Bu hikâye, bizzat yaşanmış ve ilahi rahmetin tecellilerine şahitlik etmiş bir kulun dilinden dökülen, nice ibretler barındıran bir menkıbedir. O kul ki, Rabbine yönelmiş, kalbini O’na açmış, dualarıyla O’na yaklaşmış ve nihayetinde O’nun eşsiz yardımına mazhar olmuştur.
Hayatın çetin imtihanlarından biri olan rızık endişesiyle boğuşurken, kapılar yüzüne birbiri ardına kapanmış, umutları her defasında kırılmıştı. Lakin o, tüm acziyetiyle ellerini semaya açıp Mevlâ’sına sığındığında, hiç ummadığı bir yerden, ta Kanada’da, büyük bir hastanede idarecilik gibi şerefli bir vazifeyle taltif edildiğini gördü. Bu, duanın kudretine ve Allah’ın lütfuna dair ilk büyük şahitliğiydi.
Lakin imtihanlar bununla da bitmemişti. Evlat hasretiyle yanan gönüllerine dört defa düşen cenin, her defasında hüzünle toprakla buluşmuş, eşinin yüreği tarifsiz acılarla dağlanmıştı. Bu derin keder karşısında dahi Rabbine olan tevekkülünü yitirmeyen eşim, özellikle geçen Ramazan ayının feyizli günlerinde dualarını katbekat artırmış, seccadesinden kalkmaz olmuştu. Ve nihayet, o mübarek duaların bereketiyle, Rabbim onlara hayırlı bir evlat nasip eyledi; eşimin kucağına bir can emanet etti.
Bu mübarek kıssayı aktarmamdaki yegâne gaye, tüm kardeşlerime duanın gücünü hatırlatmak, Yüce Allah’tan istemekte asla yılmamaları gerektiğini, O’nun rahmet kapısının her daim açık olduğunu ve O’na yönelen hiçbir elin boş dönmeyeceğini idrak ettirmektir. Zira O, dualara icabet edendir, kullarına merhamet edendir.