Hüzün ve kederle sınanan bir kişiye, Rahmet Peygamberi Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) şu mübarek duayı öğretmiştir:
**“Allah’ım! Ben Senin kulunum, kulunun oğluyum, cariyenin oğluyum. Nâsiyem (alnım) Senin kudret elindedir. Hükmün bende geçerlidir (cârîdir), kazân (takdirin) âdildir. Senden, Kendini isimlendirdiğin her isimle; kullarından birine öğrettiğin her isimle; kitabında indirdiğin her isimle; ve gayb ilminde yalnızca Kendine mahsus kıldığın her isimle dilerim ki: Kur’an’ı kalbimin baharı, göğsümün nuru, hüznümün cilası ve kederimin gidericisi kıl.”**
Bu duanın ardından Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sözlerine şöyle devam etmiştir: “Bu duayı okuyanın Allah Teâlâ kederini ve üzüntüsünü giderir, yerine ferahlık ve sevinç bahşeder.”
Ashâb-ı Kirâm (radiyallahu anhüm) bu müjde karşısında hayranlıkla sordular: “Yâ Resûlallah! Bu mübarek duayı biz de öğrenmeyelim mi?”
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Elbette! Bunu işiten her kimsenin öğrenmesi ve amel etmesi gerekir.”