← İslam Alimleri

Hoca Ahmet Yesevi

H. ~490 / M. ~1093 – Sayram (Türkistan) — H. 562 / M. 1166 – Türkistan (Yesi)

Hanefi; Yesevi tarikatı kurucusu

“Altmış üçümde girdim yere, Mustafa'ya uydum işte. Hikmet söyledim Türk diline, gönüller yapsın işte.”

Hoca Ahmed Yesevî, Türk dünyasının yetiştirdiği ilk büyük mutasavvıf şair ve “Pîr-i Türkistan” unvanıyla anılan gönül eridir. 11. yüzyılın sonlarında, bugünkü Kazakistan sınırları içindeki Sayram kasabasında doğdu. Babası, bölgenin tanınmış âlim ve şeyhlerinden İbrâhim Şeyh, annesi Ayşe Hatun’dur. Küçük yaşta önce annesini, ardından babasını kaybedince ablası Gevher Şehnaz ile birlikte Yesi şehrine göç etti. İlk manevi terbiyesini, dönemin saygın mürşidi Arslan Baba‘dan aldı; bu yaşlı sûfînin, çocuk yaştaki Ahmed’deki istidadı fark ederek onu özenle yetiştirdiği bütün kaynaklarda kaydedilir.

İlim Yolculuğu

Arslan Baba’nın vefatından sonra ilim tahsili için dönemin en parlak merkezi olan Buhara’ya giden Ahmed Yesevî, burada devrin büyük mürşidi Yûsuf el-Hemedânî‘ye intisap etti. Hemedânî’nin yanında zâhirî ilimlerle tasavvufî terbiyeyi birleştirdi ve onun halifelerinden biri oldu; aynı ocaktan Abdülhâlik Gücdüvânî de yetişmişti. Bir süre Buhara’da irşad görevini sürdürdükten sonra bu makamı bırakıp Yesi’ye döndü ve ömrünün sonuna kadar burada halkı irşad etti. Rivayete göre Hz. Peygamber’in vefat yaşı olan altmış üçe geldiğinde, ona hürmeten tekkesinin yanında yer altında bir çilehane yaptırmış ve kalan ömrünün büyük kısmını burada ibadet ve tefekkürle geçirmiştir.

Dîvân-ı Hikmet ve Tesiri

Ahmed Yesevî’nin en büyük katkısı, İslam’ın inceliklerini Türkçe söyleyen ilk büyük ses olmasıdır. “Hikmet” adı verilen şiirleri, sade bir Türkçeyle, hece vezniyle ve halk şiiri biçimleriyle söylenmiş; tevhid, peygamber sevgisi, zühd, ölüm ve ilahi aşk gibi konuları bozkırın göçebe ve yerleşik Türk topluluklarının anlayacağı bir dille işlemiştir. Bu şiirler sonradan Dîvân-ı Hikmet adıyla derlenmiş, yüzyıllar boyunca Orta Asya’dan Anadolu’ya ve Balkanlar’a kadar okunmuştur. Hikmetlerin girişinde yer alan ve dervişliğin fakr anlayışını anlatan Fakrnâme de bu geleneğin önemli metinlerindendir. Rivayete göre Yesevî, geçimini tahta kaşık ve kepçe oyup satarak sağlamış, el emeğiyle yaşamayı dervişliğin gereği saymıştır. Hikmet geleneği, dinî-tasavvufî Türk edebiyatının temelini atmış; Yunus Emre’den başlayarak Anadolu’daki tekke şiirinin en önemli ilham kaynaklarından biri olmuştur.

Manevi Mirası

Yesevî’nin kurduğu Yesevîlik, Türkler arasında doğup gelişen ilk tarikattır. Yetiştirip Türkistan’ın dört bir yanına gönderdiği dervişler, İslam’ın bozkır coğrafyasında sevgi diliyle yayılmasında belirleyici rol oynadı. Horasan ve Anadolu’ya ulaşan Yesevî muhibleri, Anadolu’nun İslamlaşma ve Türkleşme sürecine mayasını çalan isimler arasında yer aldı. Süleyman Hakîm Ata başta olmak üzere halifeleri hikmet söyleme geleneğini sürdürdü; Anadolu kaynakları ve menkıbeler, Hacı Bektâş-ı Velî’den Sarı Saltuk’a kadar pek çok ismi onun manevi ocağıyla ilişkilendirir.

“Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol / Öyle mazlum yolda kalsa hemdem ol” beyti, onun insana bakışını özetler.

Hoca Ahmed Yesevî 562 (1166) yılında Yesi’de vefat etti. Vefatından iki asır kadar sonra Emîr Timur, ona duyduğu hürmetin nişanesi olarak kabri üzerine bugün de ayakta olan muhteşem külliyeyi yaptırdı. Türkistan şehrindeki bu türbe 2003 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır ve Orta Asya’nın en önemli ziyaretgâhı olmayı sürdürmektedir. Adına üniversite kurulan, hikmetleri hâlâ ezberlenen Ahmed Yesevî, Türk dünyasının ortak manevi atası olarak anılmaya devam etmektedir.