← İslam Alimleri

Mevlânâ Celaleddin Rumi

H. 604 / M. 1207, Belh (Afganistan) — H. 672 / M. 1273, Konya

Hanefî — Tasavvuf (Mevleviyye kurucusu)

“Ney gibi anlat derdini, ney gibi söyle sevdanı. Ayrılıktan doğan bu inleme, yeniden kavuşmanın özlemidir.”

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, tasavvuf edebiyatının dünyada en çok tanınan siması ve Mesnevî’nin müellifidir. 6 Rebîülevvel 604 (30 Eylül 1207) tarihinde, bugünkü Afganistan sınırları içindeki Belh şehrinde doğdu. Babası, “Sultânü’l-ulemâ” unvanıyla anılan büyük âlim ve mutasavvıf Bahâeddin Veled‘dir. Moğol istilası arifesinde aile Belh’ten ayrıldı; Nişabur, Bağdat, Hicaz ve Şam üzerinden Anadolu’ya ulaştı, bir süre Larende’de (Karaman) kaldı. Göç yolunda Nişabur’da büyük sûfî şair Ferîdüddin Attâr ile görüştükleri ve Attâr’ın çocuk yaştaki Celâleddin’e Esrarnâme‘sini hediye ettiği rivayet edilir. Mevlânâ burada Gevher Hatun ile evlendi; annesi Mümine Hatun da burada vefat etti. 1228’de Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad’ın davetiyle aile Konya’ya yerleşti.

İlim ve Mânâ Yolculuğu

1231’de babasının vefatı üzerine onun müderrislik makamına geçen genç Celâleddin’in manevi eğitimini, babasının halifesi Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî üstlendi. Onun yönlendirmesiyle Halep ve Şam medreselerinde fıkıh, tefsir ve Arap edebiyatında derinleşti; dönüşünde dokuz yıl süren çetin bir manevi terbiyeden geçti. Hayatının en büyük dönüm noktası, 1244 yılında Konya’da Şems-i Tebrîzî ile karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma, saygın müderrisi coşkun bir aşk ve şiir insanına dönüştürdü. Şems’in 1247’de sırra kadem basmasının ardından Mevlânâ, kaybettiği dostu kendi gönlünde buldu; önce kuyumcu Selâhaddin Zerkûb’u, onun vefatından sonra da Hüsâmeddin Çelebi‘yi kendine sırdaş ve halife edindi.

Eserleri ve Tesiri

Hüsâmeddin Çelebi’nin ricasıyla söylenmeye başlanan Mesnevî, altı defterde yaklaşık yirmi beş bin yedi yüz beyitlik bir irfan deryasıdır; “Dinle neyden…” diye başlayan bu eser, sekiz asırdır tasavvufun en çok okunan kitabıdır ve pek çok dile çevrilip şerh edilmiştir. Muhtevasının Kur’an ve hadis kaynaklı oluşu sebebiyle gelenekte “mağz-ı Kur’ân” (Kur’an’ın özü) diye anılmış; Anadolu’dan Hint alt kıtasına kadar mesnevîhanlar eliyle yüzyıllarca okutulmuştur. Şems’e duyduğu muhabbetin coşkusunu taşıyan gazellerini topladığı Dîvân-ı Kebîr, sohbetlerinin derlendiği Fîhi Mâ Fîh, vaazlarını içeren Mecâlis-i Seb’a ve mektuplarından oluşan Mektûbât diğer eserleridir.

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız; bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.”

Manevi Mirası

Mevlânâ, 5 Cemâziyelâhir 672 (17 Aralık 1273) tarihinde Konya’da vefat etti. Vefat gecesini, sevgiliye kavuşma anlamında Şeb-i Arûs (düğün gecesi) olarak adlandırması, ölüme bakışının özetidir; bu gece her yıl Konya’da anma törenleriyle yaşatılmaktadır. Eflâkî’nin kaydettiğine göre cenazesinde Müslümanlarla birlikte Hristiyan ve Yahudiler de gözyaşı dökmüş; bu manzara, onun kuşatıcı sevgisinin en canlı şahidi sayılmıştır. Yolu, oğlu Sultan Veled tarafından Mevlevîlik tarikatı hâlinde teşkilatlandırıldı; sema âyini, mûsikisi ve edebiyatıyla Mevlevîlik, Osmanlı kültür hayatının en zarif kurumlarından biri oldu. UNESCO, doğumunun 800. yılı olan 2007’yi Mevlânâ Yılı ilan etmiş; Mevlevî sema törenleri de insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesine alınmıştır. Kubbe-i Hadrâ’nın (Yeşil Kubbe) altındaki kabri her yıl milyonlarca insan tarafından ziyaret edilmekte; “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrısıyla özdeşleşen Mevlânâ, doğudan batıya bütün insanlığa hitap eden bir sevgi ve hikmet öğreticisi olarak yaşamaya devam etmektedir.