رَبِّي، اجْعَلْ شُكْرِي لَكَ مَشُوبًا بِخُشُوعٍ وَتَذَلُّلٍ، مُدْرِكًا عَظَمَتَكَ وَصَغَارِي. لَا تَجْعَلْ شُكْرِي مُجَرَّدَ لَفْظٍ، بَلْ فِعْلًا يُصَاحِبُهُ انْكِسَارُ الْقَلْبِ وَانْحِنَاءُ الرُّوحِ. اجْعَلْ قَنَاعَتِي بِأَقْدَارِكَ تَجْلُبُ الْهُدُوءَ وَالسَّكِينَةَ لِنَفْسِي، وَأَكُونَ فِي كُلِّ حَالٍ خَاشِعًا مُتَذَلِّلًا لِجَلَالِكَ.
Rabbî, icʿal şükrî leke meşûben biḫuşûʿin ve teẕellülün, mudriken ʿaẓameteke ve ṣaġârî. Lâ tecʿal şükrî mücerrede lafẓın, bel fiʿlen yuṣâḥibuhu inkisârul-ḳalbi venḥinâur-rûḥi. İcʿal ḳanâʿatî bi-aḳdârike teclibul-hudû'e ves-sekînete li-nefsî, ve ekûne fî kulli ḥâlin ḫâşiʿan muteẕellilen li-celâlike.
Rabbim, sana olan şükrümü huşu ve tezellül ile karışık kıl; azametini ve kendi küçüklüğümü idrak ederek. Şükrümü sadece bir sözden ibaret kılma, bilakis kalp kırıklığı ve ruhun eğilmesiyle birlikte olan bir eylem eyle. Takdir ettiğin şeylere olan kanaatimi nefsime huzur ve sükunet getiren bir hal kıl ve her halde celaline karşı huşu içinde, alçakgönüllü olayım.