İslam büyüklerinden seçilmiş hikmetli sözler ve öğütler
Vahdet-i Vücud, bir haldir, bir müşahededir; ‘ayn’ yani varlığın birliği değil, ‘şuhud’ yani görüşün birliğidir. Allah’ın varlığı ile kulların varlığı ayrıdır, ancak salik bir an gelir ki, O’ndan başkasını görmez. — İmam Rabbani, Mektubât İmam Rabbani, “Vahdet-i Vücud” (Varlığın Birliği) anlayışını “Vahdet-i Şuhud” (Şuhudun Birliği) olarak yorumlamıştır. Ona göre, kulun Allah’tan başka bir şey görmemesi, […]
Tarikat ve hakikat, şeriatın hizmetkarıdır. Şeriatsız bir tarikat veya hakikat iddiası, sapıklıktan başka bir şey değildir. — İmam Rabbani, Mektubât İmam Rabbani’ye göre, tasavvuf yolculuğunun her aşaması Şeriat’ın sınırları içinde kalmak zorundadır. Şeriat, ilahi emir ve yasakların bütünü olup, hakikate ulaşmanın tek sağlam zeminidir. Bir dervişin yaşadığı manevi haller veya keşifler, eğer Şeriat’ın hükümlerine aykırı […]
Hakk’tan ayrı olduğunu zannettiğin her an, perdenin arkasındasın. Vuslat, ayrılığı hissetmeyip O’nunla bir olduğunu idrak etmektir. — Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb Bu hikmet, tasavvufun temel kavramlarından olan vahdet ve vuslatı ele alır. Abdülkadir Geylani, kulun Allah’tan ayrı bir varlık olduğunu düşünmesinin bir perde olduğunu ifade eder. Gerçek vuslat, kulun fenafillah mertebesine ulaşarak kendi benliğinden sıyrılıp ilahi […]
Kendi nefsini bilen, Rabbini bilir. Nefsini bilmeyen, Rabbini nasıl bilebilir? Zira nefis, Rabbini tanımanın ilk kapısıdır. — Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb Bu söz, ‘Nefsini bilen Rabbini bilir’ hadis-i şerifinin derin bir yorumudur. Abdülkadir Geylani, insanın kendi iç dünyasını, acizliğini, muhtaçlığını ve fani yapısını idrak etmesinin, Allah’ın kudretini, azametini ve ebediyetini anlamanın anahtarı olduğunu belirtir. Nefis, insana […]
Gerçek tevbe, sadece günahı terk etmek değil, o günaha bir daha dönmemeye azmetmek ve kalbini tamamen Hakk’a döndürmektir. — Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb Tevbenin yüzeysel bir pişmanlıktan öte, derin bir dönüşüm olduğunu belirtir. Günahı terk etmek ilk adım olsa da, gerçek tevbe, geçmişteki hatalardan ders çıkararak gelecekte aynı yanlışlara düşmeme azmini ve kararlılığını içerir. Bu, aynı […]
Amellerini ihlasla yap ki, küçük amelin bile Hak katında büyük değer kazansın. İhlas, amellerin ruhudur. — Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb Bu hikmet, ibadet ve amellerdeki samimiyetin (ihlasın) önemini vurgular. İhlas, bir ameli sadece Allah rızası için, gösterişten ve riyadan uzak bir şekilde yapmaktır. Amelin niceliğinden ziyade niteliği, yani hangi niyetle yapıldığı önemlidir. Abdülkadir Geylani’ye göre, ihlas, […]
Nefsini terbiye etmedikçe hakikate ulaşamazsın. Nefsin putlarını kırmadan, kalbinin kapıları Hakk’a açılmaz. — Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb Abdülkadir Geylani, tasavvuf yolunda nefis mücadelesinin merkezi bir rol oynadığını belirtir. Nefis, insanı dünya arzularına ve benliğin yanıltıcı iddialarına sürükleyen bir perdedir. Nefsin putları, kibir, haset, şehvet gibi kötü huyları temsil eder. Bu putlar yıkılmadan, yani nefsani arzular terbiye […]
Mümin, belaya sabreder, nimete şükreder. Asıl makam ise belaya rıza göstermek, nimeti ise Hakk’ın lütfu bilip O’na yönelmektir. — Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb Bu söz, sabır ve şükür mertebelerinin ötesinde, rıza makamının üstünlüğünü dile getirir. Belaya sabretmek bir erdem iken, ona rıza göstermek, yani ilahi takdire gönülden teslim olmak daha yüksek bir manevi derecedir. Nimete şükretmek […]
Dünya, bir köprüdür; üzerinden geç, üzerinde konaklama. Kalbini dünyaya bağlama ki, ahiret yolculuğun hafif olsun. — Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb Bu hikmet, dünyaya karşı takınılması gereken mesafeli duruşu açıklar. Abdülkadir Geylani’ye göre dünya, bir amaç değil, bir araçtır. Kulun dünyevi meşgalelere aşırı bağlanması, ahiret için yapması gereken hazırlıkları engeller ve ruhsal ilerlemesine ket vurur. Kalbin dünya […]
Hakk’a tam teslimiyet, kalbin O’ndan başkasına iltifat etmemesi, her şeyi O’ndan bilmesidir. Zira kalbin Hak’tan başkasına yönelmesi, gizli şirktir. — Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb Bu söz, tevhidin sadece dilde değil, kalpte de tam olarak yerleşmesinin önemini vurgular. Gerçek teslimiyet, kulun tüm varlığını, iradesini ve teveccühünü yalnızca Allah’a yöneltmesiyle gerçekleşir. Kalbin dünya malına, makamına veya beşeri beklentilere […]