← Kıssalar

Hz. İbrahim ve Ateşin Gülistan Oluşu

Babil diyarında insanlar elleriyle yonttukları putların önünde eğiliyordu. Taştan, tahtadan heykeller; ne konuşabilen, ne duyabilen, ne de bir sineği kovabilen cansız şekiller… Halk onlara adaklar sunuyor, dertlerini onlara açıyordu. İşte bu karanlığın içinde bir genç yetişti: Hz. İbrahim. Allah ona daha küçük yaşta doğruyu bulma olgunluğu vermişti. Kur’an bunu şöyle bildirir: “Andolsun biz İbrahim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.” (Enbiyâ Suresi, 51)

İbrahim önce en yakınından başladı. Babası put yapıp satan biriydi. Ona yumuşak bir dille sordu: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” Sonra kavmine döndü: “Şu karşısına geçip tapındığınız heykeller nedir?” Onların cevabı, her devrin ezberiydi: “Babalarımızı bunlara tapar bulduk.” İbrahim’in karşılığı gök gürültüsü gibiydi: “Andolsun, sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz!”

Söz fayda etmeyince İbrahim, kalplerdeki putu devirmek için gözlerin önündeki putları devirmeye karar verdi. İçinden şöyle geçirdi: “Allah’a yemin ederim ki siz arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım.” Bir bayram günü halk şehir dışına çıktı. İbrahim puthaneye girdi. Önünde yiyeceklerle donatılmış sofralar, sıra sıra dizilmiş putlar… Onlarla alay edercesine, “Yesenize!” dedi. “Neyiniz var, niçin konuşmuyorsunuz?” Sonra eline geçirdiği şeyle putların üzerine yürüdü ve en büyüğü hariç hepsini paramparça etti. Baltayı da o büyük putun boynuna astı. Bu, hesaplanmış bir dersti.

Halk döndüğünde puthane savaş alanı gibiydi. “Bunu ilahlarımıza kim yaptı?” diye bağrıştılar. Birileri hatırladı: “İbrahim adında bir gencin onları diline doladığını duymuştuk.” İbrahim’i halkın gözü önünde sorguya çektiler: “Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?” İşte o an, İbrahim tarihe geçen cevabını verdi: “Hayır, bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun!” (Enbiyâ Suresi, 63)

Bir anlık sessizlik oldu. İnsanlar kendi vicdanlarına döndüler ve içlerinden “Asıl zalimler sizlersiniz” dediler. Ama sonra başları yine öne düştü; kibir, hakikatin üzerine perde çekti: “Sen de bilirsin ki bunlar konuşmaz!” İbrahim beklediği itirafı almıştı: “Öyleyse Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek şeylere mi tapıyorsunuz? Size de, Allah’tan başka taptıklarınıza da yazıklar olsun! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”

Rivayetlere göre bu putperest düzenin tepesinde, kendini ilah ilan eden zorba hükümdar Nemrut oturuyordu. Kur’an, Rabbi hakkında İbrahim’le tartışmaya kalkışan bu adamı Bakara Suresi’nde haber verir. İbrahim, “Benim Rabbim diriltir ve öldürür” dediğinde o, iki mahkumdan birini salıp diğerini öldürterek “Ben de diriltir ve öldürürüm” diye böbürlendi. Bunun üzerine İbrahim, tartışmayı bitiren delili getirdi: “Allah güneşi doğudan getiriyor; haydi sen de onu batıdan getir!” Kur’an’ın ifadesiyle, “inkar eden o adam şaşırıp kaldı.” (Bakara Suresi, 258) Söz bitmişti; delil karşısında susan kibir, artık gücünü konuşturacaktı.

Delille yenilen zorbalık, şiddete sarıldı. Karar verildi: “Onu yakın da ilahlarınıza yardım edin!” Dağ gibi bir ateş hazırlandı. Rivayetlere göre bu ateş öyle büyüktü ki yanına yaklaşmak mümkün olmuyordu; İbrahim mancınıkla atıldı. Genç İbrahim, alevlerin ortasına doğru savrulurken kalbinde zerre korku yoktu; dilinde tevekkülün zirvesi vardı. Rivayet olunur ki o an şöyle diyordu: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekil — Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.”

Ve gökler ile yer, Rabbinin emrini duydu:

“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!” (Enbiyâ Suresi, 69)

Ateş, yakma emrini Allah’tan alır; o gün emir değişmişti. Alevler İbrahim’in bir tek kılına dokunamadı. Kavmi, dışarıdan cehennem gibi görünen o ateşin içinde İbrahim’i sapasağlam görünce donakaldı. Müfessirlerin dilinde bu sahne, “ateşin gülistana dönüşmesi” diye anlatılagelmiştir: Yakıcı alevler, İbrahim’e serin bir bahçe kesilmişti. Kur’an sonucu iki cümleyle özetler: “Ona bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok hüsrana uğrayanlar durumuna düşürdük.” (Enbiyâ Suresi, 70)

İbrahim ateşten çıktı; ama kavmi inatlarından çıkamadı. Bunun üzerine o, Allah için yurdunu terk etti: “Ben Rabbime gidiyorum, O bana yol gösterecek” dedi. Hicreti bereket oldu; soyundan peygamberler geldi ve o, “Halilullah” — Allah’ın dostu — diye anıldı.

Kıssadan Hisse

Bu kıssanın birinci dersi, tevhid cesaretidir. İbrahim, koca bir toplumun yanlışına karşı tek başına durdu. “Herkes böyle yapıyor” bahanesinin arkasına saklanmadı; “babalarımızdan böyle gördük” ezberini sorguladı. Hakikat, kalabalıkla ölçülmez. Bir kişi bile olsa, doğrunun yanında duran kazanır.

İkinci ders, tevekkülün gücüdür. İbrahim ateşe atılırken “Allah bize yeter” dedi ve Allah ona yetti. Kulun görevi, doğru yolda elinden geleni yapmak; sonucu, ateşe bile “serin ol” diyebilen kudrete bırakmaktır. Sebeplere yapışırız, ama sebeplerin de Yaratıcısına dayanırız. Ateşi yakıcı kılan da, serin kılan da O’dur.

Ve üçüncü ders: Her müminin hayatında bir “ateşe atılma” anı vardır. Kimi zaman bir zorbaya hayır demek, kimi zaman haram kazanca sırt çevirmek, kimi zaman inancı yüzünden yalnız kalmak… İbrahim’in kıssası müjde verir: Allah için göze alınan her ateş, Allah’ın izniyle gülistana döner. Yeter ki içeri İbrahim’in imanıyla girilsin.