← İslam Alimleri

Abdülkadir Geylani

H. 470 / M. 1077 – Gilân (Hazar'ın güneyi) — H. 561 / M. 1166 – Bağdat

Hanbeli fakihi — Kadiriyye tarikatının piri, Ehl-i Sünnet

“Şeriatın şahitlik etmediği her hakikat zındıklıktır.”

Muhyiddin Ebu Muhammed Abdülkadir, Hicrî 470 (Milâdî 1077) yılında Hazar denizinin güneyindeki Gilân bölgesinde, ilim ve takva ile tanınan bir ailede doğdu; ‘Geylânî’ nisbesini bu memleketinden alır. On sekiz yaşında ilim için Bağdat’a gitti. Yola çıkarken annesine daima doğru söyleyeceğine dair söz verdiği, kervanı basan eşkıyaya elbisesine dikili altınları gizlemeyip söylediği ve bu doğruluğun eşkıya reisini tövbeye sevk ettiği nakledilir; bu meşhur menkıbe, onun yolunun daha ilk adımda sıdk üzere kurulduğunun nişanesi sayılır.

İlim Yolculuğu

Selçuklu himayesindeki Abbasi başkenti Bağdat, o yıllarda İslam dünyasının ilim merkeziydi. Abdülkadir burada Hanbeli fakihi Ebu Said el-Muharrimî’den fıkıh, devrin muhaddislerinden hadis, tanınmış ediblerinden dil ve edebiyat okudu; tasavvuf terbiyesini Hammâd ed-Debbâs’tan aldı, hırkayı ise fıkıh hocası el-Muharrimî’nin elinden giydi. Kısa zamanda fıkıh ve fetvada söz sahibi oldu; kaynaklar onun tefsirden hadise, fıkıhtan kıraate kadar pek çok ilim dalında ders okuttuğunu, Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre fetva verdiğini kaydeder. Tahsilinin ardından yaklaşık yirmi beş yıl Bağdat çevresindeki harabelerde ve çöllerde riyazet ve inzivayla geçirdiği nakledilir.

Bağdat Kürsüsünde

Elli yaşına doğru kürsüye çıktı ve İslam tarihinin en tesirli vaizlerinden biri oldu. Hocasından devraldığı medrese artan kalabalığa yetmeyince genişletildi; medresesi ve ribatı on binlerce insanın akınına uğradı. Sohbetlerinde gayrimüslimlerin Müslüman olduğu, günahkârların tövbe ettiği kaydedilir. Haftanın belli günlerinde kurulan bu meclisleri kâtipler yazıya geçirir, sözleri kısa zamanda Bağdat’ın dışına taşınırdı. Vaazları el-Fethu’r-Rabbânî ve Fütûhu’l-Gayb adlı eserlerde derlendi; el-Gunye ise akaid, fıkıh ve ahlakı birleştiren, müridin gündelik hayatını baştan sona kuşatan bir el kitabıdır. Öğretisinin özü, coşkun bir Allah sevgisini şeriatın ölçüleriyle dizginlemekti; keramete değil istikamete itibar edilmesini öğütler, şeriat terazisine vurulmayan her iddiayı reddederdi. Ömrünün sonuna kadar ders okutmayı bırakmadı; el-Muğnî müellifi büyük Hanbeli fakihi İbn Kudâme, Bağdat’a geldiğinde onun medresesine yerleşmiş ve son günlerinde kendisinden istifade etmişti.

Kadiriyye ve Manevi Mirası

Hicrî 561 (Milâdî 1166) yılında Bağdat’ta vefat etti ve medresesinin içine defnedildi. Vefatından sonra oğulları Abdürrezzak ve Abdülvehhab ile halifeleri yolunu sürdürdü; adına nispet edilen Kadiriyye, İslam tarihinin ilk büyük tarikatı olarak Kuzey Afrika’dan Hindistan’a, Anadolu’dan Endonezya’ya kadar yayıldı. Osmanlı ülkesinde de derin kök saldı; İsmail Rûmî’nin on yedinci yüzyılda İstanbul’da kurduğu Kadirîhâne ile yol, payitahtın manevi hayatına yerleşti; Eşrefoğlu Rumi’nin kurduğu Eşrefiyye koluyla Kadirî feyzi, Türk tasavvuf edebiyatına da işledi. Kanuni Sultan Süleyman’ın, Bağdat’ın fethinin ardından türbesini yeniden yaptırması, Osmanlıların bu ocağa hürmetinin nişanesidir. ‘Gavsü’l-Âzam’ ve ‘Sultânü’l-Evliyâ’ unvanlarıyla anılan Geylânî, İslam dünyasında hakkında en çok menkıbe anlatılan velidir; fakat kendisinden nakledilen sözlerin ana teması hep aynıdır: kulluk, doğruluk ve şeriata sadakat. Bağdat’taki türbesi dokuz asırdır kesintisiz bir ziyaretgâhtır; adı, Anadolu’dan Afrika içlerine kadar dualarda hürmetle anılagelir.