Emir Sultan, asıl adıyla Şemseddin Muhammed, Hicrî 770 civarında (Milâdî 1368’e doğru) Buhara’da doğdu. Soyu Hz. Hüseyin’e ulaşan bir seyyiddir; bu sebeple ‘Emir’ unvanıyla anıldı ve Anadolu’da ‘Emîr Buhârî’ diye de tanındı. Doğduğu Buhara, o asırda Mâverâünnehir’in en köklü ilim ve tasavvuf merkeziydi; Emir Sultan bu bereketli muhitte Kur’an, hadis ve tasavvuf terbiyesi alarak yetişti. Kaynaklar, tarikat silsilesinin Orta Asya’nın köklü yollarından Kübreviyye’ye bağlandığını nakleder. Babasının vefatından sonra hac vazifesini eda etti; Medine’de bir müddet mücavir olarak kaldıktan sonra gördüğü manevi işaretle Anadolu’ya yöneldi ve Yıldırım Bayezid devrinde, Milâdî 1390’lara doğru Bursa’ya yerleşti.
Bursa’nın Manevi Sultanı
Bursa o yıllarda, medreseleri ve zaviyeleriyle hızla büyüyen bir ilim merkeziydi; Buhara’dan gelen genç seyyid, bu taze başkentin manevi hayatına kısa sürede damgasını vurdu. Halkın ve ulemanın gönlünü kazandı; dergâhı şehrin manevi merkezi hâline geldi. Şöhreti saraya ulaştı ve Yıldırım Bayezid’in kızı Hundi Fatma Hatun ile evlenerek padişaha damat oldu. Ulu Cami’nin açılışı vesilesiyle padişahla arasında geçen meşhur sohbette, mabedin ancak aşk dolu gönüllerle tamamlanacağını söylemesi, irfan edebiyatının sevilen kıssalarındandır. Ankara Savaşı felaketinin ve ardından gelen fetret devrinin yaralarını, halkı teselli ve birliğe davet ederek sarmaya çalıştı; kardeş kavgasının parçaladığı memlekette dergâhı bir sükûnet limanı oldu; Çelebi Mehmed birliği yeniden kurduktan sonra da devletin manevi hâmilerinden biri olarak görüldü. Çevresinde toplanan binlerce mürid arasında, Türk edebiyatının ölümsüz mevlid metni Vesîletü’n-Necât’ın müellifi Süleyman Çelebi’nin de onun muhiblerinden olduğu kabul edilir; mevlidin Bursa’da yazılmış olması, bu muhitin bereketinin edebî meyvesi sayılır.
Padişahlara Kılıç Kuşatan Veli
Çelebi Mehmed ve II. Murad devirlerinde de büyük hürmet gördü; Osmanlı padişahlarına tahta çıkışlarında kılıç kuşatma geleneğinin onunla başladığı nakledilir. Bu merasim, tahta çıkışın manevi tasdiki sayılarak sonraki asırlarda da sürdürüldü. II. Murad’ın seferlerine dualarıyla ve müridleriyle katıldı; rivayete göre Rumeli gazâlarına yüzlerce dervişini göndererek ordunun maneviyatını yükseltti ve gazâ ruhunun canlı bir timsali sayıldı. Devlet ile halk, medrese ile tekke arasında kurduğu köprü, erken Osmanlı toplumunun manevi birliğinin en güçlü dayanaklarından biri oldu.
Manevi Mirası
Hicrî 833 (Milâdî 1429-30) yılında Bursa’da vefat etti; cenaze namazını, rivayete göre Ankara’dan gelen Hacı Bayram-ı Velî kıldırdı. Kabri üzerine, hanımı Hundi Fatma Hatun’un yaptırdığı kabul edilen türbe, zamanla cami ve müştemilatıyla büyük bir külliyeye dönüştü; yangın ve depremlerle harap oldukça her devirde yeniden ihya edildi ve bugünkü şeklini büyük ölçüde 19. yüzyıldaki yenilemelerle aldı. Osmanlı asırlarında padişahlar Bursa’ya geldiklerinde onun türbesini ziyaret etmeyi âdet edindiler; baharda erguvanlar açtığında dergâhı çevresinde toplanılan erguvan faslı, şehrin en köklü irfan geleneklerinden biri olarak asırlarca yaşadı. Külliyenin çevresinde oluşan mahalle bugün de onun adını taşımaktadır. Türbesi, Bursa’nın en çok ziyaret edilen manevi makamı olmayı sürdürmekte; ziyaretçiler burada dua etmekte, şehrin kuruluş asırlarından bugüne uzanan manevi zincirin bu güçlü halkasını yâd etmektedir. Adına okunan mevlidler ve dualarla Emir Sultan, halkın dilinde ve gönlünde Bursa’nın manevi sultanı olarak anılmaya devam etmektedir.